Geçen hafta önce Siverek’te, bir gün sonra Kahramanmaraş’ta ortaokullara yapılan menfur saldırılar eğitim konusundaki sorunlarımızın endişe verici boyutta olduğunu bir kere daha ortaya koydu.
Kahramanmaraş’ta saldırgan 5 tabanca ve 7 şarjör ile iki sınıfta 11 yaşlarındaki 9 çocuğu ve
öğrencilerine siper olan öğretmeni katletti, kendisi de bir veli tarafından bacağından bıçaklandı, kan
kaybından öldü.
Bu feci katliamı yapan İsa Aras Mersinli 14 yaşında ve bu okulun öğrencisi. Babası emekli
Emniyet Başmüfettişi. Baba-oğul ilişkisi çok zayıf, evde aile muhabbeti yok. Aras odasına kapanıyor,
bilgisayarında oluşturduğu dünyasıyla baş başa. Babası odasına girmek isterse kapatıyor.
Psikolojik sorunları olduğu fark ediliyor. Babası psikiyatri doktoruna muayene ettiriyor.
Doktor, Aras’ın çevresiyle ilişki kuramadığını, bir psikiyatra ihtiyacı olabileceğini söyleyerek
uyarıyor. Okulda müdür yardımcısı da Aras’ın psikolojik sorunlarının olduğunu fark ediyor; sabahları
okula geldiğinde çantasını açtırıp kontrol edecek derecede dikkatli. Ama olaydan bir ay kadar önce bu
müdür yardımcısı, okul müdürü ve dört öğretmen asılsız bir şikâyet üzerine başka okullara tayin
ediliyorlar.
8-16 arası yaşlar, kişinin kimlik bilincinin aidiyet-mensubiyet duygusunun oluşumunda en
fazla etkili olunan kritik bir dönemdir. Çocukluktan gençliğe geçildiği bu yıllarda toplum hayatının bir
parçası haline gelerek, adeta kabuğundan çıkarak toplumsallaşan kişinin benimsediği davranış
kurallarıyla birlikte düşünce fikir dünyası da geliştiğinden şahsiyet yani kimlik kazanılmış olur. Eğitim
ve terbiye dönemi olarak tanımlanan bu kritik yıllarda bir genci etkileyen üç ana merkez vardır; 1)
AİLE, 2) OKUL-ÖĞRETMEN, 3) ÇEVRE-SOKAK.
Bu feci katliamı yapan henüz 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli isimli çocuğa bu üç eğitim-
terbiye alanından ne verildi? Açıkça kişilik çözülmesi (yozlaşma) sürecine girdiği görülen bu çocuğun
toparlanması için yardımcı olan oldu mu?
Anne ortalıkta yok, sözde mesleki kariyeri de bulunan baba, çocuğun psikolojik durumuyla
ilgili ikaz edilmiş olmasına rağmen poligona götürüp marifet yapmış gibi atış yapmayı öğretiyor.
Evindeki sandığa koyduğu tabancaları bu çocuğun kolaylıkla alabileceğini düşünmüyor.
Okuldaki sorunlu davranışlarını inceleyen sınıf öğretmeni hiç olmuyor. Okulların müfredat
programları düzenlenirken millî, manevi, tarihi ve kültürel değerlerimizin öğretilmesine neden ihtiyaç
duyulmuyor? Öğrenci Andı neden kaldırıldı, metinde sakıncalı ne vardı? Millî günler neden coşkuyla
kutlanmıyor?
OECD ülkelerinin Orta öğretimde 15 yaş grubundaki çocukların dersleri ve öteki dillerdeki
seviyelerinin ölçüldüğü uluslararası PİSA testlerine düzenli katıldık, sonuçlar ortada. Türkiye fen
testlerinde de, Türkçe konusunda da maalesef sonlarda görülüyor. Dindar nesiller yetiştireceğiz diye
kendimizi avutmayalım. Millî eğitim alanında başarılı değiliz. Öğretmenliği anlam ve önemine yaraşır
bir seviyeye yükseltmek, ikinci sınıf düşük ücretle çalışılan sıradan bir meslek konumundan kurtarmak
gerekir.
Üçüncü eğitim alanı “çevre” günümüzde dijital erişim kanalları ve sosyal medyadan oluşuyor.
Buralar yararlı olmaları bir yana adeta zehir saçıyorlar. Çocuklarımızın zihinsel ve düşünce
dünyalarını alt üst ediyor, psikolojilerini bozuyorlar. İsa Aras sürekli kullandığı internet üzerinden
kişiliğini edinme fırsatı bulamadı. “Ben artık tükendim” diye yazarken doğruyu söylüyordu.
Yapayalnızdı, çaresiz ve şaşkındı. Neden ateş ettiğinin farkında olmadan bu katliamın faili oldu.
Son sözünün “affedin” olduğu söylendi. Kimin kimi affetmesi gerekiyor; bu trajedinin asıl
sorumlusu kim? Aile mi, okul mu, dijital ortamı başıboş bırakan yetkililer mi? Halen İsa Aras gibi
bunalım yaşayan, tükenme aşamasına gelen, çaresiz durumda birçok çocuğumuzun olduğu ortada.
Ülkemizin geleceğini belirleyecek olan genç nesiller maalesef kaybediliyor. Yeni Türkiye yüzyılında
eğitim modeli gibi gösterişten ileri etkisi olmayan projelerle zaman kaybediyoruz. Bir de Aile
Bakanlığımız var, fakat resmi törenlerin dışında varlığı fark edilmiyor.