Nisan ayını baharın başlangıcı sayarım. Her sene nisan ayını evin dışında geçirmek isterim. Tabiatın uyanışını, papatyaların nazlı nazlı topraktan çıkışını görmek isterim. Sarı papatyalar, ballı babalar, mineler, tabiidir ki mimozalar. Bütün bu çiçekler baharın gelişini müjdelerken kırları, çayırları bayırları süslerler. Bahar tabiatı canlandırırken insanları da hareketlendirir. Bundan dolayı ben de açık havada olmak ve gezmek ihtiyacı duyarım. Havanın ve baharın bendeki panzehir etkisini artık önemseyeceğim. Her fırsatta kendimi dışarı atacağım. Dolaşırken yollar beni öyle bir yere götürdü ki karşımda balıkçı barınağı gibi bir yer var. Adeta deniz kıyıyla flört edercesine kıvrak bir hamle ile sahile sokulmuş. Onun yanında sportmen vatandaşlarım güneş ışığını gören çıkmış gibi bir aşağı bir yukarı gidiyorlar. Diğer tarafta ise güneş ışığını simli bir kumaşın üzerindeymiş gibi yansıtan görünüm verirken deniz adaların önünde raks ediyor. Ben de coşan gönlümün daraban kalbimin üzerindeki etkilerini
yaşıyorum. Sanki başka bir alemde başka bir dünyadayım. Etrafımdaki seslerden soyutladım kendimi kalem kağıt üzerinde kayıyor ve ben yazıyorum. Birden bacaklarıma sürtünen kedinin temasıyla bulunduğum yere dönüp şaşırıyorum. Hayret ne zaman etrafımdaki masalar dolmuş!
İşte baharın ve açık havanın bendeki etkilerini böyle anlatabilirim.