Bir masa etrafında toplanmış kalabalık bir grup arasından birisi heyecanla anlatıyor.” Halamın oğlu söyledi, Suriyeliler. Devlet, kendilerine maaş verdiği için çalışmıyor, hatta para bile biriktiriyorlarmış. Gençleri Üniversitelere imtihansız girermiş. Hatta sıra filan da beklemiyorlarmış. Dahası yalan haber olarak neler söylemiyorlar ki,
30 Ağustos’ta Dumlupınar’da sabah saatlerinde başlayıp akşama kadar devam eden “Başkomutanlık Meydan Savaşı” ve kazanılan zafer sıradan bir askeri başarı değildir. Burada kazandığımız zafer, tarihin akışını, bölgemizdeki siyasal dengeleri büyük ölçüde değiştirecek olan müteakip gelişmelerin kapılarını açtı. Zafere ulaşmak kolay olmadı, Birinci Büyük Savaş’ın galibi İtilaf Devletleri’nin bu savaşa girmelerinin üç temel amacından biri, Rumeli’de yapıldığı gibi Anadolu’dan da tasfiyemizi sağlamaktı. Gladtson Lloyd George, Lord Curzon gibi etkili İngiliz politikacılar bunu açıkça savunuyorlardı. Çünkü Türkleri medeniyet değerlerine düşman, bulundukları yerleri yağmalayan, Hıristiyan halka zulmeden ilkel bir kavim olarak görüyorlardı. Savaş sona ererken bu amaçlarına epeyce yaklaşmışlardı. 15 Mayıs 1919’da Megola İdea rüyasının sarhoşu Yunanlıları son hamleyi yapmaları için taşeron olarak üzerimize saldılar.
Bugün bağımsızlığımıza kavuştuğumuz o mutlu günün, 30 Ağustos zaferimizin 99’ncu yıldönümüdür, hepimize kutlu olsun.
Okumanın hakkıyla yapıldığı durumlarda kişiler ve toplumlar olduğu gibi aileler de güç kazanır. Ailece yapılacak okumalar aile içi iletişimin, bilgi ve tecrübe akışının güçlenmesine katkıda bulunacaktır.
Milliyetçilik hareketlerinin doruk noktasına ulaştığı, Yirminci yüzyılda ülkelerin sınırları, bütün kuruluşların ellerini ve kollarını bağlayan, en önemli dinamik olmuştur. Yönetim dünyasının öncüleri, ekonomik ve kültürel üretimde, üstünlük sağlamanın, en geçerli yolunun, yerel kaynaklara dayanarak, dünyaya açılmak olduğunu düşünmüşlerdir. Her ülkeye kültürel alandan daha çok, ekonomik alana ağırlık vermesi önerilmiştir.
Neden öyle bakıyorsun zehir taşıyan ok gibi Nice badeler sunardım şiir gibi akaydın ya Yamacıma gel diyorken hep kaçarsın tek gibi Tatlı dille güler yüzle gülümseyip bakaydın ya
E ğ itim, insan ya ş am ı nda önemli bir olgudur. Günümüzde, hem ki ş inin mutlulu ğ u hem de ulusun gelece ğ i ve refah ı bak ı m ı ndan özel bir önem taşımaktadır.
Bir gün şâirin biri Padişaha bir şiirini takdim etmek istemiş. Şâiri huzura çıkarmışlar. Padişah vezirleriyle beraber oturuyormuş. Şâire hitaben; oku bakalım şiirini diye buyurmuş.
Böyük! Aleksandır/ İskender M.Ö. 334 yılında 35.000 (otuz beş bin) savaşçıdan oluşan ordusuyla doğu seferine başladı. O çağda Anadolu’yu siyasi yönetimi altında tutan Pers İmparatorluğu ülkeyi Satraplıklara bölmüş (vilayet) ve her birine vali atayarak yönetmekteydi.
Muhterem Başkanım , Selamünaleyküm. Önce selam eder, Cenab-ı Allah’tan hayırlı günler niyaz ederim. Şahsım tarafından mühim olarak telakki etiğim bir meseleyi Teşkilatın başkanı olarak Zat-ı Alinize arz etmek istiyorum. Mevzu şudur,
Düşünce söz konusu olunca; “doğru düşünmek” ya da “yanlış düşünmek” kavramları akla gelir: “Pozitif düşünmek gerek…” deriz. Hz. İsa “Düşüncelerinizden de sorumlusunuz” demiştir. Düşünceler hayata bakış açımızı gösterir. Bulunduğumuz tekâmül noktasına göre bilinç taşırız. İşte o bilinç bizim doğal olarak hayata bakışımızı oluşturur. Yani neyin ne kadarını anlayabildiğimizi ifade eder. “İnsan ne düşünüyorsa odur” diyor James Allen.
Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nin Şarkiyat Fakültesi’nin Arap Filolojisi bölümünü 1962 yılında bitirdi. Moskova güdümlü yönetimin hoşuna gitmeyecek tarzdaki siyâsî konularla ilgilendiği anlaşılınca, Mısır’daki Assuan Barajı’nda görevlendirilmek suretiyle sürgün edildi. Sekiz ay kaldığı Mısır dönüşünün altıncı ayında, 2 yıl için bu defa Sibirya’ya sürüldü. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) ‘ de açıklık ve yeniden yapılanma’ politikalarının uygulamaya konulmasından faydalanarak 16 Temmuz 1989’da, Türkçü – Milliyetçi düşüncedeki Azerbaycan siyâsî partilerini, Halk Cephesi Partisi adı altında bir araya getirdi. Partinin genel başkanlığına seçildi.
Vefatının 2. yılında, Kültür Bakan Yardımcısı, kültür adamı ve gönül insanı Prof. Dr. Haluk Dursun’u rahmet ve şükranla anıyoruz.
Sosyal Medyada birçok kimse tarafından peynir ekmek gibi söylenen ve de çoğu kimse tarafından alkış alan bir cümle var: "KİMSEYE EDERİNDEN FAZLA DEĞER VERME"... Güzel de, bir kişinin değerini ölçen bir ölçümmetrenin geliştirildiğini henüz duymadım.
ABD, 11 Eylül 2001’de ülkesinde meydana gelen terör olaylarının sorumlusu El Kaide örgütünü barındıran ve teslim etmeyi reddeden Taliban yönetimini cezalandırmak üzere girdiği Afganistan’ı kaçarcasına terk etti. Washington’un “Kabil’in düşmesi 90 gün sürer” açıklamasından dört gün sonra tek kurşun atmadan başkente giren Taliban, yönetimi teslim aldı. Cumhurbaşkanı sıfatına sahip Eşref Gani’nin çuvallar dolusu parayla kaçış tarzı ülke yönetimindeki çürümenin derinliğini ve Taliban’ın iktidarı kolaylıkla ele geçirebilmesinin sebeplerini net biçimde yansıtıyor.
Bilindiği gibi Fransa İmparatoru Birinci Napolyon Bonapart’ın babası Korsikalı, annesi Sicilyalıdır. Bir gün emrindeki birliği denetlerken ön sırada yumurta ikizi kadar kendisine benzeyen bir asker görür. Yanına çağırıp sorar:
İnsanların olduğu gibi devletlerinde geçmişlerinde yanlışları ve pişmanlık EYLÜL ayları olabilmektedir.
Yıllar yıları kovalayıp giderken, Kıbrıs Milli Davamızda, Kıbrıs konusunun gidişatında değişen hiçbir şey yok!
Kavram olarak milliyetçilik büyük aileye mensubiyetten doğan sorumluluklar toplamının olumlu manada anlamlı ve değerli bulunarak içselleştirilmesidir diyebiliriz. Büyük aileden kastım, Türk milletidir. “Türk milleti” kavram olarak, etnik bir anlamdan çok bir kültürel birliktelik, yakınlık içinde olan insan topluluğunu ifade eder.
Tanrı’nın üstüne On Emri yazılmış iki taş levhayla Sina Dağından inen Hz. Musa, levhalar çok ağır ve yol çok dik olduğu halde onları taşımakta hiç zorlanmaz. Yük ona hafif gelir, çünkü levhalar Tanrı tarafından nakşedilmiştir ve taşıyıcısı için çok kıymetlidir. Ancak, altın buzağının ( buzağı biçimindeki putun) etrafında dans eden İsraillileri görünce, rivayete göre, sözler taş levhadan silinir. Levhalar bomboş taşlardan ibaret kalırlar. Birdenbire, Hz. Musa’nın taşıyamayacağı kadar ağırlaşırlar.