Doğrudan Devlet Destekli TDK, "Dil Devrimi" ve RİT (Resmî İkāmeli Türkçe) politikası yüzlerce kelimenin genleriyle oynadı. Bu arada Türkçenin "inanç"ıyla da oynadı.
Geçen hafta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın “Ailenin Güçlendirilmesi ve Dinamik Nüfus Yapısı“ konulu toplantıda yaptığı açıklama çok az sayıda gazetede kısa bir haber olarak yer aldı; kimse üzerinde durmadı. Aynı günlerde Türkiye’den dışarıya beyin göçüne ilişkin habere de basınımız ilgisiz kaldı.
“Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bil ki her gün, her saat çalışmanın en müsait zamanıdır. Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki her yer, her köşe çalışmanın en müsait yeridir. Bir günde ve bir zamanda yapman gereken işi ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi de, işi de kendine yeter. Başladığın işi yapıp bitirmeden, başka bir işe başlama.” Prof. Dr. Ali Fuat Başgil
Aklıma gelmişken, bir de ‘düşünmedikçe’ye bakalım!.. Tabiî ki, bu, biraz savruk geliyor insana!. Fakat, bunu müdafaa edenler de var!.. Şu sözleri beraberce okuyalım:
Bir varmış bir yokmuş masalcı teyzenin masalı çokmuş. Derken efendim masallar diyarındaki mutluluk ormanının kapısında bir kalabalık varmış.
Dün sabah TRT Haberde, Şunları söyledi: Vücudumuzda CİMRİ GENLER var.
Başkumandan Vekili Enver Paşa, Osmanlı Ordusu’nun ağır mağlubiyeti ile neticelenen Sarıkamış Harekâtı’nı 22 Aralık 1914’ târihinde başlattı.
Hal dilinde kişi, gönlünden geçirdiklerini kalbinden söyler. Kal dili bir konuda konuşmaktır. Hâl dili ise o durumu yaşamayı ifade etmektedir. Bu dili bilen bu sözü kalbinden duyar, anlar ve yine gönlünden geçirerek kalbinden cevaplar. Hâl dili veya gönül dili, muhatabımızla sözsüz, harfsiz, kelimesiz anlaşabilmektir. Hâl dilini anlamak, hâlden anlamak ve anlayışlı olmaktır. Empati kurmaktır.
Dünyâ, her gün değil; her saniye yıkılıp, yeniden kuruluyor…Ne bu yıkılmalara aldırış ettiğimiz var, ne de kurulmalara!..
Heyet, takım, komisyon, jüri vb. eskiden "kurulur"du, şimdi "oluşturulur" oldu. Bir RİT kelimesi olan "kurul" bile artık kurulmuyor, "oluşturuluyor".
Suriye’de rejimin yıkılmasıyla birlikte gün yüzüne çıkartılan hapishanelerle ilgili haberleri izleyince bizim hapishane geçmişimizle ilgili süreçleri hatırladık.
Salon dolunca gece başladı. Önce yemek servisi yapıldı. Doğal olarak misafirlerin yiyebileceği üç çeşit büfe hazırlandı. Otoburlar için çeşitli otlardan salatalar, yemekler ve tatlı olarak da meyveler hazırlandı.
Suriye’de yarım yüzyıl kadar önce Hafız Esad’ın kurduğu, 24 yıldır oğlu Beşar Esad’ın başında bulunduğu oligarşik BAAS/Nusayri diktatörlüğünün on günde yıkılıp tarihin çöplüğüne atılacağını kimse önceden tahmin edemedi. Ebu Muhammed Colani adını kullanan Ahmed Hüseyin El Şara’nın liderliğini yaptığı HTŞ çatısı altında bir araya gelen muhalif güçlerin, 27 Kasım’da başlattıkları askeri operasyon yıldırım hızıyla gelişti, 7 Aralık’ta Şam’ın alınmasıyla amacına ulaştı.
Bu yazımda; Türk Edebiyatı tarihini araştırma ve inceleme sahasında çok önemli bir kitaptan ve onda, hiç tahmin etmediğim ‘çok mühim bir mesele’den bahsedeceğim.
Bayan mütefekkirlerimiz sıralamasında açık ara ile zirveye yerleşmiş bulunan Merhume Sâmiha Ayverdi Hanımefendi, 27 Nisan 1968 târihinde Türk Muallimler Birliğimin tertip ettiği İkinci Dil Kongresi’nde yaptığı açış konuşmasına şu cümle ile başlıyor:
Memur zamları, daha konuşulmaya başlanmadan, piyasalar kendilerine göre zamlarını çoktan yaptılar bile. Bir zamanlar meyve fiyatları el yakarken, şimdilerde sebzeler de kendilerini dokunulmaz ilan etti. TV kanalları ve gazeteler, abartılı şekilde işçi ve memur zamlarını irdelemektedir. Asgari ücret ve zam oranları, haddinden fazla gündemde tutulmaktadır. Piyasa, daha zamlar belli olmadan, her şeye şimdiden abartılı şekilde zam yaptı. Yumurtada ve kırmızı ette olduğu gibi…
Bizim bir insan olarak değerimiz ne olduğumuza ve ne yaptığımıza bağlıdır. Başkalarının bu konuda ne düşündüğü bizim değerimizi belirleyemez. Herkesin beğendiği ve beğenmediği şeyler farklıdır. Bu sebeple herkes tarafından sevilmemiz ve beğenilmemiz imkansızdır.
Üsküdar Kemah Kafede aydınlarımız; hem intihar ettikleri süsü verilerek dosyası kapatılan Aselsan'daki intihar olayını (2006) ve hem de Isparta'da düşen Atlas Jet'e ait, World Focus Hava Yolları pilotlarının kumanda ettiği düşen uçakta (2007) hayatlarını kaybeden 7 akademisyen; Prof. Dr. Engin Arık, Fatma Şenol Boydağ, İskender Hikmet, Mustafa Fidan, Özgen Berkol Doğan, Engin Abant'ı gündeme taşıdı.
Bir zamanların güneş batmayan ülkesi olarak adlandırılan İngiltere’nin baş şehri Londra'yı hep merak etmişimdir. Bu sene fırsat bulup gezip görme imkanını bulabildim.
Çocuklarımızı, gençlerimizi okuturken yıllardan beri "kazanım da kazanım" diye tutturduk. Fakat ne yazık ki ne kazandık ne kazandırdık.