Bir varmış iki yokmuş, iki kaybolunca matematik öğretmeni de napacağım ben deyip kaybolmuş çünkü ikisiz matematik olmuyormuş. Neyse nerede kalmıştık.
Kocaeli’nde yine bir Kitap Fuarı’nı ardımızda bıraktık. Yoğun ziyaretçileriyle hayli renkli geçen fuarda, geçen yıllardan farklı değişiklikler izledik.
Sorunlarımız çok olsa da çözüm tektir. Üzüntü, kaybetme korkusu, acı, hastalık ve ölüm gibi durumlarla hemen hemen herkes bir şekilde karşılaşmıştır. Sadece bunlar değil. Bunlara ilaveten insanların baş etmek zorunda oldukları daha pek çok sorun vardır. Neler mi? İletişim sorunları, yanlış davranışlar, maddi imkânsızlıklar, geçimi zor insanlarla uğraşmak, iş endişeleri, çocuk yetiştirmek ve yaşlanmak…
Başlık; Yazar Oğuz Çetinoğlu’nun son kitabının adıdır. Çetinoğlu; ciddiyetle ve samimiyetle, çok önemli bir konuya neşter vurmakta, tespitler yapmakta ve ilgililere çareler sunarak onları uyarmaktadır.
Fizik, kimya, edebiyat, barış, fizyoloji ve tıp alanında en iyilerin seçildiği Nobel Ödülü’nün ekonomi dalındaki sahibi Ermeni kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Prof. Dr. Daron Acemoğlu oldu. Orhan Pamuk ve Aziz Sancar’dan sonra Türk vatandaşlarının kazandığı üçüncü ödülü Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun kazanması gururumuzu okşarken bir takım ön yargıları da göz önüne serdi.
Türkçeden bütün yabancı (!) kelimeleri defetmek gāyesiyle kurulan TDK -diğer bütün işler gibi- bunu da eline yüzüne bulaştırdı.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 10 Ekim’de Gazi Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Programındaki konuşmasında yeni anayasayla ilgili görüşlerini açıkladı. Kurtulmuş, Anayasa metninde “değiştirilemez” olarak nitelendirilen ilk dört maddeden 3. maddeyle ilgili şöyle diyor: “Devletin ülkesi olmaz, Devletin milleti olmaz. Bu metin Milletin devleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü şeklinde ifade edilmelidir. Bu seçkinci devletçi anlayışın da yeni anayasada milletin gücü üzerine yükselen bir devlet anlayışıyla yeniden ele alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.”
Cumhuriyet öncesinde İstanbul’un içme suyu işleri, verilen imtiyazlar ile yabancı şirketler tarafından yapılmaktaydı. O yıllarda ülkede, rüşvet, irtikâp almış başını gidiyordu.
Arapça İ sim tamlamas ı olan Nehcü'l-Belâga, ‘Belagat yolu’ demektir. Belâgat ise; Bir duygunun yahut dü ş ü ncenin s ö zl ü olarak ifadesinde s ö z ü n a çı k, anla ş ı l ı r, etkili, g ü zel biçimde söylenmesini ifâde etmektedir.
Bir varmış iki yokmuş, iki kaybolunca matematik öğretmeni de napacağım ben diiyip kaybolmuş, çünkü iki siz matematik olmuyormuş. Neyse nerede kalmıştık.
Erkekler ağlamaz sözü doğru değildir. Erkekler ağlayabilir. Hatta ağlamalıdır da. Duygusal okur-yazarlığı olmayan kişi kendini ve diğer insanları anlayamaz. Böyle insanlar savaşları başlatan, suçları işleten, nefreti yayan insanlar olurlar.
Akıl baliğ olduktan sonra, kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'i Arapçasından öğrenip, istikrarlı bir şekilde okumamız lazımdır.
İnsanın gönlünde ‘güzellik’ olmayınca, onun tecellisi için, onu arama ve bulma yolculuğuna çıkması da düşünülemez!
Yarım asır önceydi. Henüz 1980 ihtilali üzerimize çökmemişti. İdealist üniversite öğrencileriydik. Yoluna baş koyduğumuz ve adına “Dava” dediğimiz bir düşünce dünyasının içindeydik. Hayallerimiz Tanrı Dağı kadardı. Bize göre ülkemiz tehdit altındaydı ve Sovyet Rusya her an ülkemizi işgal edecekti.
Pamuk şeker gibi yağdın üstüme Tarifsiz bir sevinç doldu özüme İçim aydınlandı gönlüm coştu. Mutluluğum oldun kar taneleri
Şehrimin ilk özel hastanesini kuran Hikmet Gazeteci’nin ailesi 1952'de Yunanistan'dan gelmiştir. O, ilk ve ortaokulu İskeçe'de, liseyi İstanbul Haydarpaşa'da yatılı okumuştur. Babası, İskeçe'de gazete yazarı olup soy ismini buradan almıştır. Babasının vefatı ve Hikmet'in Haydarpaşa Lisesi'nde yatılı öğrenci olması üzerine annesi Fatma Hanım diğer 3 oğlu ile İzmit'e gelip yerleşmiştir.
"Dil Devrimi", RİT (Resmî İkāmeli Türkçe) ve TDK hârikalarından "yönder" resmen kerâmet göstermiş: Bugünün "mentör"leri, vaktizamânında TDK ve "Dil Devrimi"nin sihirli dokunuşuyla yücelip birer "mürşid" olmuşlar meğer.
Atalarımızın toprakları, Manas destanının doğduğu, güler yüzlü, misafirperver insanların yaşadığı, görkemli Tanrı Dağları’nın eteklerinde, Orta Asya’nın kalbinde yer alan bağımsız Türk Devletleri’nden birisi. Kırgızlara göre en demokratik olanı.