Kişisel bütünlük, kişinin inandığı değerler çerçevesinde hayatını sürdürmesidir. Başka bir anlatımla kişisel bütünlük kişinin beden dili, kullandığı ses tonu ve seçtiği kelimelerin aynı mesajı taşımasıdır.
Süt, öncelikle tüm annelerin yavrularını beslemeleri için, sonra da insan hayatında çok önemli bir yeri olan, temel bir gıda maddesidir. İnsan olsun hayvan olsun tüm yavru doğuran memeliler, yavrularını kendi sütleriyle beslerler. Gebelik halinde hiç süt yok iken, yavru doğar doğmaz sütün memelere derhal inmesi, hikmetinden sual olunmayacak gerçeklerdendir.
Neye odaklanırsak ona doğru yol alırız. Belli bir anda ancak bir şey üzerinde odaklanabiliriz.
İç huzurunu bulan kimsenin yanında çok kişi de huzur bulur. Huzur; hazır olma, şimdi ve burada olma, rahat olma anlamına geliyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir tüketim toplumunda yaşadığımız şu günlerde iç huzuru bulmak çok önemlidir. İç huzuru korumak insanların ortak bir amacıdır.
Kendinden büyük bir şeye adanmış olmak gücün kaynağıdır. Kendinden büyük bir şeye adanmış olmanın yarattığı güç, zor kullanma gereksiniminin yerini alır. Dahası, başkalarını etkilemek ve onları geliştirmek için gerekli dingin tutkunun ve zor zamanlarda dayanıklılığın kaynağıdır.
Önce kolaydan başlayalım: Mesleğimiz ve branşımızla ilgili her bilgiyi; en ince ayrıntılarına kadar, kendimizi ve mesleğimizi geliştirerek, sürekli öğrenerek, daha ileri götürmeliyiz. İkinci sıradaki öğrenmemiz gerekenlere bakalım:
Tüm büyük insanların yani yüksek bilinç yolculuğunda olan kişilerin ortak özellikleri, kendi hayat gerçeklerine uygun yaşamalarıdır. Bu kişilerin sözleri, duyguları ve davranışları birbiriyle uyumlu ve samimidir.
İltifat, bir insanı, övme, onore etme, yüreklendirme, motive etme, sevindirme, mutlu etmedir.
Hastalarını dinlemeyi ilk akıl eden dünyanın en etkili psikologlarından Carl Rogers (1902–1987) bakın dinlemeyle ilgili ne diyor:
Bir zamanlar lüks olarak görülen eğitim, bugün hayatta kalma aracıdır. Her akanda ustalığın önemi giderek artmaktadır. Kendi alanımızda ustalaşmak için zaman ayırmak ve öğrenmeyi ömür boyu sürdürmek zorundayız. Gelirimizin % 5 ila %10 unu eğitimimizi sürdürmeye ayıralım.
Bir zamanlar lüks olarak görülen eğitim, bugün hayatta kalma aracıdır. Her alanda ustalığın önemi giderek artmaktadır. Kendi alanımızda ustalaşmak için zaman ayırmak ve öğrenmeyi ömür boyu sürdürmek zorundayız. Gelirimizin %5 ile %10’unu eğitimimizi sürdürmeye ayıralım. Olabileceğimiz en iyi duruma gelebilmemiz için kendimize yatırım yapmalıyız. Yüksek düzeyde olan uzmanlıklar için daha fazla para gerekli olabilir. Bir yıl içinde bilgilerinizin büyük kısmı işe yaramaz hale geliyor.
Çoğu zaman ağaçlara bakarken ormanı gözden kaçırıyoruz. Kavram ve teorilere kapılıp zihinciliği esas alıyoruz. Her sorunu akılla çözebileceğimizi sanıyoruz. Oysa akıl karmaşık bir sorunun özünü ayırt etme becerisine sahip değildir.
Rabbimiz iki kulak, bir ağız vermiş. Yani, bir konuş, iki dinle diyor. Atalarımız da, "konuşmak gümüşse, sükut altındır" demişler.
Hepimiz içimizde kurulu “kendi kendini iyileştirme” programı ile dünyaya geliyoruz. Kendi kendimizi iyileştirmek için düzenlenmiş bağışıklık sistemimiz var. Yaralarımız kendiliğinden iyileşmiyor mu? Ancak çoğu zaman bağışıklık sisteminin çalışmasına engel oluyoruz. Sürekli hastalığı düşünerek dikkatimizi hastalığa veriyoruz. Olumsuz ve kusurlu düşünerek doğuştan kazanılmış haklarımızla bağımızı koparıyoruz.
Yüreğini makine gibi kullanan kişi aklı selimi kaybeder.
Sosyal medyada son zamanlarda inzivaya çekildiğini ilan eden, birçok paydaş görmekteyiz. Bu kişilerin gerekçeleri özetle şöyle: - İyi insan kalmamış, herkes menfaatçi olmuş. - Elini verince kolunu kaptırıyorsun.
Hiç düşündünüz mü? Yaklaşık 40 kg ağırlığında bir zenci olan Mahatma Gandhi, o zaman dünyanın en büyük kuvveti olan ve dünyanın üçte ikisine hükmeden Britanya İmparatorluğunun üstesinden tek başına nasıl geldi?
Her insanda mutlaka kaygı duygusu vardır ve olmalıdır da. Sıfır kaygı, sorumsuzluk, ilgisizlik ve vurdumduymazlığa işaret eder. Aşırı ve kontrol edilemeyen kaygı ise,
Rabbimizin insanoğluna bahşettiği en değerli yeteneklerden birisi de, düşünme yeteneğidir. Hayal kurmak ve karar vermek eylemlerinin başlangıç havuzu düşünmedir. Zira feylesof DESCARTES "düşünüyorum, öyleyse varım" diye boşuna dememiştir. Düşünme yeteneğini kaybedenler, deli sınıfına girerler ve temyiz yetenekleri yok kabul edilir. Allah korusun...