BB (baby boomer)kuşağı dediğimiz 1944-1965 doğumlu insanların; – Delinen pantolonlarına yama vurmaları,
Güçlü insan, karşısındaki kişileri kendi duygularının peşine takabilen kimsedir. Bu insanlar için “Herkesi sanki avucunun içine aldı” deriz.
Hayatın her alanında akış haline geçebilmek, başarının ve mutluluğun altında yatan temel özelliktir. Akışı yaşayanlar yaptıkları işte daha üretken, daha etkili ve daha mutlu kimselerdir.
ABD'li ünlü komedyen George Carlin'in ilginç önerileri var:
Sıkıldığı yerler vardır, sıkılmadığı yerler vardır. Öncelikle kurşun hedefini vurmak üzere sıkılır. Hedefini vuramayan kurşunlar, kelimenin tam anlamıyla maddi ve manevi anlamda israftır.
Bedenimiz enerji üretir, biriktirir ve sonra bu enerjiyi harcar. Bu enerjiyi en etkili şekilde nasıl üretip kullanabiliriz? Bunun yöntemini bilirsek hayatın her alanında mutlu ve başarılı olabiliriz.
"Wired Magazine" adlı bir dergi insanın değerini araştırmış. Kişilik veya huy olarak insan değerini ölçmenin mümkün olmadığını söyleyerek; " madem ruhsal değeri ölçmek mümkün değil, biz de bedensel değeri ölçelim" demişler.
Aklınız yaptığınız işte mi? Yoksa iş yaparken başka şeyler mi düşünüyorsunuz?
Kendimize karşı öz şefkat duygularımız arttıkça, daha canlı ve daha iyimser oluruz. Yaşadığımız stresi kendimize göstereceğimiz şefkatle azaltabiliriz.
Çevrenizdeki insanlardan sık sık duyarız: “İnsanlar beni dinlemiyor”, “Ailem beni dinlemiyor, o yüzden de anlamıyor”, “Öğretmenlerin beni dinlemiyorlar. Bu yüzden ne hissettiğimi bilmiyorlar”…
İnanç bir düşünceye içten, gönülden bağlı olmaktır. Bir düşünceye duygu kattığımız zaman o düşünce inanç oluyor.
Dertlerimizi ve sıkıntılarımızı beynimizin yapacak bir şeyi olmadığında daha yoğun hissederiz. Bir işimiz olduğunda, bir şeye yoğunlaştığımız zaman ise dertlerimizi daha az hissederiz. Onları düşünmemize zaman kalmaz.
Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı.
Güvensizlik ve çaresizlik kendini en net şekilde beden dilinde gösterir. Yapılan bir araştırmada Batı Berlin’deki barlarda bulunan insanların dörtte üçünün yüzünde gülücük geçtiği görülmüştür.
İnsanlar kendilerini yeni olanın heyecanına kaptırırlar. Yeni olan, beyinde dopamin şarjı oluşturur. Değişik olan çekicidir.
İnsanoğlu dünyada beyin kapasitesinin % 100'ünü kullanmayan tek varlıktır.
Sinan, Emel ile evleneli daha iki yıl olmuştu. Henüz bebekleri olmamıştı. İkisi de öğretmendi. Tokat’ın güzel bir ilçesine tayin olmuşlardı.
Acaba neden pek çok insan lokantalarda en iyi masa arıyor? Oturulan yer çok mu önemli? Neden bazı kişiler bir restoranda hayatlarının geri kalanında görmedikleri saygıyı görmek istiyorlar?
Beynimiz, bizi sürekli olarak başkalarıyla kıyaslar. Elimizde olmadan bu kıyaslamaları yaparız. İnsanın doğası gereği kendini başkalarıyla kıyaslaması hayatta kalmasına katkıda bulunur. Bu kıyaslamalar kişiyi kaybedeceği savaşlara girmekten korur.