Pittsburgh Üniversitesi'nden iki psikolog, Greg Garamoni ve Robert Schwartz, farklı insanların akıllarından geçen iyi düşüncelerle kötü düşünceleri saymaya ve bu ikisinin oranına bakmaya karar verdiler.
- Geçmişteki bir tembelliğimizin sonucu mu? - Gereksiz biriktirdiğimiz işlerin sonucu mu?
Pek çok insan, kendilerini çok iyi hissettikleri bir anda, birden bire endişelenmeye başlar. Bulutların üzerinde uçarmış gibi hissettikleri bir anda iyi duygular uçar gider. İyi hissetmeye başladıktan birkaç saniye sonra akıllarına kaygı dolu düşünceler ve resimler gelir. Etraflarındaki kişilerle kavgaya tutuşurlar.
Yaşım 30’a yaklaşınca ailem ve akrabalarım “Daha ne zaman evleneceksin” baskılarını arttırdılar. Sürekli olarak bir tanıdık kız tavsiyeleri vardı. Sonunda yakın bir arkadaşımın tavsiyesiyle, biriyle görüşmeye karar verdim. Bir akşam arkadaşım, benimle görüştürmek istediği hanımefendi hep birlikte dışarıda çıktık. Sakin efendi bir kızdı. Kafalarımız ilk dakikadan itibaren uyuştu. Sonrasında 6 ay kadar birbirimizi tanıma fırsatı bulduk.
Kendiniz olun! Eğer sen kendi hayatını yönetemezsen, birileri çıkıp senin yerine senin hayatını yönetecektir. Kendi üzerinde çalışmayanın, üzerinde başkaları çalışır. O zaman o kişi de başkalarına malzeme olur.
Pek çok insan, bu dünyaya birer dahi olarak olağanüstü yeteneklerle geliyor, fakat daha sonra sıradan bir insan olmayı kabul ediyor ve sıradan bir insan olarak bu dünyadan göçüp gidiyor.
Otuz beş yaşlarında üniversite mezunu bir devlet memuru olan Tamer bey, Pazar günü evinde çok canı sıkılmıştı. “Hanım hadi parka gezmeye gidelim dedi.” Eşi Necla hanım da memur olduğu için işler pazara birikmişti. “Hayatım benim yarım kalan işlerimi bitirmem lazım, sen çocuklarımızla parka gider misin. Hem onlar da temiz hava alarak hareket etmiş olurlar.”
Risk, en kapsamlı tanımı ile, hayatımızda kontrolümüzde olan ve olmayan, irili ufaklı tehlikelerle karşılaşmamızdır. Riski en basitinden, en tehlikelisine kadar kategorize edebiliriz. Alınan önlemler her yönüyle yeterli ise, kişi ne yaptığını biliyorsa, en tehlikeli risklerden kurtulma şansı yüksek iken, koruyucu tedbirlerin, alınan önlemlerin ve aklın rasyonel kullanılmaması sonucu, insan küçücük bir riskten ölümle çıkabilir.
Mutluluk, hayattaki her şeye, insana, doğaya karşı yaratıcılıktan, özgünlükten, yoğun ilişkiden, farkındalıktan, heveslilikten kaynaklanmalıdır. Mutluluk üzüntüyü dışlamaz. Hayata tepki veren insan bazen mutludur bazense üzgün. Önemli olan tepki vermektir.
Bir adam eşine, - Bu akşam yemeğe çıkalım mı”? diyor, eşi ise şöyle cevap veriyor, - Hayır, bu akşam benim yerime git başka bir kadını yemeğe götür…
Bir bilge yetiştirdiği öğrencisini yanından ayrılmadan önce çağırdı. Ve Sordu: "20 yıldır buradasın, neler öğrendin?" "Yedi gerçek öğrendim" dedi öğrenci.
Acaba okumanın beyin üzerinde ne tür bir etkisi vardır?
Demokrasimizin kıldan ince kılıçtan keskin, en önemli iki unsuru eşitlik ve adalet unsurlarıdır. Eşit olmak ile, adaletli olmak arasında çok ince ama, oldukça da önemli ayrıntılar vardır. Bu iki önemli kavram, hem ülke yönetiminde, hem yerel yönetimlerde, hem işletmelerin yönetiminde, hem de aile yönetimindeki uygulamaları ile karşımıza çıkar.
Güzellikler önce insanın içinden başlar. İnsan mutsuzluğu da mutluluğu da kendi içinden üretir. İnsanın kendi içinde ürettiği kargaşa dış dünyadaki gerçek tehlikelerden çok daha ürkütücüdür.
1. Sağlığınızı iyi koruyun. 2. Sevgi yüklü bir insan olun. 3. Devamlı tebessüm edin. 4. Tüm çevrenize saygılı olun. 5. Pozitif düşüncelerle bezenin.
Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkan için yeterliydi.
Aydın, kültürlü, bilgili, görgülü, ileri ve açık düşünceli, kendisi aydınlanmış olduğu için çevresini de aydınlatabilecek özellikte olan kimsedir.
Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti. Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu.
Pek çok insan zamanının ve enerjisinin çoğunu kendini önemsemeye harcıyor. Bunun için çok çaba ve direnç gösteriyor.
Bir TV kanalında “Vapurda çay simit sohbet” programında Ezgi MOLA’yı bir müddet izledim. Dedi ki: “Saz çalmayı bir türlü öğrenemedim”. Peki, Ezgi Mola gerçekten saz çalmayı öğrenemez miydi? Elbette öğrenirdi. Öğrenenler ondan çok daha fazla zeki insanlar değil ki…