Bütün bu katliamlarda Hıristiyanlık da bir araç olarak kullanılmıştır. Resmî Hıristiyanlığın getirdiği istilâ, katliam ve yeni kölelik için manevî bahane vazifesi gören tanrı, kan dökücü bir puttu.
Târihimiz araştırıldığında, karşımıza şu gerçek çıkar: Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya başladığı tarihler; denizlerimiz üzerindeki egemenlik haklarımızın kayba uğradığı dönemlere denk geliyor.
Mükemmeliyetçilik, “bireylerin kendileri ve başkaları için daha yüksek beklentiler ve standartlar içerisinde olması” şeklinde tanımlanmaktadır.
Yüce Yaradan’ımızın belirttiğine göre; Yüce dinimiz İslam, son ve hak dindir. Hz. Muhammed Mustafa (Sav) son ve hak Peygamberimizdir. O’nun için Yaratıcı’mız demiştir ki: “Ey Habibim, “Eğer seni yaratmayacak olsaydım, Alemleri yaratır mıydım”. (Kutsi Hadis).
Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz bedenimizi etkiler. Kendimizle konuşmamız veya iç diyaloğumuz sağlığımız üzerinde olumlu veya olumsuz tesir gösterir.
İsrail’de çok az sayıda Hıristiyan yaşıyor. Buna karşılık Hristiyanlık burada doğdu. İsrail vatandaşı Hıristiyanların oranı İsrail’in kuruluşundan bu yana azalmaya devam ediyor. İsrail Hıristiyanları birçok konuda dünyadaki diğer dindaşlarıyla ters düşüyorlar.
Hıristiyan dünyası, dünya tarihinde sistemli ve sürekli soykırımın ilk ve sonu gelmeyen aktörleri olmuştur. Haçlı seferleri, Hıristiyanlığın müesseseleşmesinin tarihi kadar uzun bir geçmişe sahiptir. Fakat Haçlı seferleri tarihin tozlu sayfalarında kalmış değildir.
Arapça kökenli bir kelime olan Mi’rac, Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (sav) Efendimizin göğe yükselmesi mûcizesini ifade eder. Miraç yazılışı ile de kullanılan kelimenin lügat anlamı; 1- ‘ Çıkılacak yer ’, 2- ‘ Merdiven ’, 3- ‘ Göğe çıkma ’ olarak verilmektedir.
Türkiye, uzun yıllar süren zorlu müâdelelerden sonra hem tekne hem de motoru %100 yerli olmak üzere, Türk mühendis ve işçilerinin emeği ile 150.000 DWT kapasiteli gemiler inşa edebiliyor, bu gemiler devlet işletmelerinde, deniz kuvvetlerinde ve özel sektörde kullanılıyor, bir kısmı da yurt dışına satılıyordu.
Her şeyden önce bir gerçeği tespit edelim: Şiddet ve terör, en temelde insanın doğasına, fıtrata aykırıdır. Amaç, ne kadar anlamlı, ne kadar yüksek olursa olsun, eğer yöntem olarak şiddet ve terör esas alınıyorsa, istenilen sonuca hiçbir zaman ulaşılamaz.
Biz insanlar en büyük potansiyelimizi ortaya koymak ve aynı zamanda etrafımızdaki insanların hayatlarına değer katmak için bu dünyada bulunuyoruz.
Kırk yıl eğitim öğretimin içinde bulundum. Özel okul, dershane, kurs ve benzeri kurum açan şahısların büyük çoğunluğunun, eğitimci olmadığını, hatta birçoğunun yeterince eğitimlerinin de olmadığını gördüm.
Yüzümüzü Güldüren, Ekonomimizi Canlandıran Büyük Başarı
Irak halkı, Irak’ın köklü dini kurumları, üniversiteleri ve kanaat önderleri; ABD işgali ve işgal sonrasında başlayan güdümlü vekalet savaşlarından kurtulmanın yollarını arıyor
İnsanın en büyük isteklerinden biri anlaşılmak arzusudur. Her insanın içindeki ses kendini duyurmak ve ifade etmek ister. Bizi kim iyi dinlerse ona güvenir ve onu takdir ederiz.
Regaib Kandili, dinî literatürümüzde üç aylar olarak bilinen rahmeti, bereketi ve mağfireti bol olan feyizli bir maneviyat mevsimine girdiğimizin habercisidir.
”Tarihte yaşanmış olan örselenmelerin ve dertlerin ‘seçilmiş örselenmeler’ olarak kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını anlamadan, bugünkü çatışmaların çoğu tam olarak anlaşılamaz.
Denizlerin insanoğluna sunduğu imkânlar, ‘ sonsuz ’ denilebilecek ölçüdedir. Ülke ekonomisini diri tutar, vatanı mâmur hâle getirir, insanları refaha kavuşturur. Târih boyunca denizin imkânlarından faydalanan devletler dâima güçlü ve lider konumda olmuşlardır.
Pek çok insan, karşısındaki insanların değerlerine zarar verecek şekilde konuşuyor. Bu şekilde insanları yaralıyor. İncinen insan sözlere dikkat etmeden, kendini savunmaya çalışıyor. Böylece iletişim kopuyor.