Gürbüz: Sevgili Sâdık Hocam, Türk Mûsîkisini teorisi-târihi ile ilgili çalışmalarımda Türkçe'nin yanısıra bazı başka dillerde yazılı kaynaklarla da ilgilendim. Bilmediğim dillerdeki çevirileri, makaleleri okumaya çalıştım. İngilizce olan bir kitap ise hep yanımdaydı. ‘ Makam Modal Practice In Turkısh Art Music ’ 1974. Yazarı Karl L. Signell. Kendisi İlmî akademik araştırmalar, çalışmalar ve Türk Mûsıkîsi eğitimi almak için İstanbul'a gelen ve zamanın üstatlarından; Ney üflemesini, Türk Mûsıkîsi nazariyâtını, müziğimizdeki Alaturka-Alafranga çekişmelerini ve diğerlerini bilen, öğrenen bir Amerikalı Müzikbilimcinin sözlerini yansıtacağım:
Gürbüz: Sevgili Sâdık Hocam, bu soruyu atlayabilir miyim? Bu konuların en büyük üstadına verebileceğim yanıtlar zayıf, yetersiz ve sığ kalabilecektir... Şimdiden affınızı diliyorum. Sâdece, kendi teknik bakış açımdan ve yaklaşımıma uygun olarak, birkaç müzikal açıklama yapmak, görüşlerimi ifâde etmek ve özellikle aruz vezninden yola çıkarak bir iki hususu arz etmek istiyorum.
TDK, baştan savma hazırladığı "Hüsrev ü Şîrîn"in başını gözünü yarmış. Bu kitapta şu âna kadar görüp paylaştığım yanlışlar, olanın çeyreği bile değil.
Özgen Gürbüz: Bir espri ile başlamak isterim. (Çünkü bu soruyu, bu şekilde soranlar da olmuştur.) ‘ Tek sesli demek, sâdece bir tâne sesle, sözgelimi sadece Do sesi ile eser bestelemek, söylemek midir ?’ Tabîi ki hayır. Tek seslilik böyle değildir. Tek sesli demekteki amaç, müzik cümlelerinin, sâdece yatay porte ekseninde seyretmesi, yâni, portenin dikey ekseninde, aynı anda, aynı sâniyede, hatta aynı sâlisede, sâdece bir tek ses yazılı olması, ses çıkarılması ve ses duyulmasıdır.. Porte-zaman ekseninde, sağa doğru gittikçe, başka sesler, hatta sessizlikler (ES'ler) de olabilir. İşte tekseslilik,yatay-zaman eksenindeki ilerleme sırasında, portede her kolonda sadece bir tane ses kullanması, söylenmesi,duyurulması ve duyulmasıdır..
Özgen Gürbüz: Klasik Türk Müziği, çok kullanılan adıyla (Türk Sanat Müziği), çok zengin bir târihî birikime, repertuara ve teoriye sâhip, ‘makamlı müzik / modal müzik’ temeline dayalı bir müziktir. Özellikle Osmanlı Cihan Devleti döneminde en üst düzeyde icra, bestecilik ve repertuar mükemmeliyetine ulaşan bu tür müzik yaklaşık 1100 yıldan beri varlığını devam ettirmektedir. Kısaca, ‘ Makam ’ ve ‘ Usûl ’ olmak üzere, iki ana unsurdan oluşur.
Erzurum, ata yurttan ana yurda taşınan âşıklık geleneğinin hayat bulduğu önemli şehirlerden biridir. Saz ve sözleri ile insanlığa mesajlar vermiş Erzurumlu âşıklardan biri de Âşık Erbabi’dir.
Özgen Gürbüz: Koma; bir oktavın (bir tam sekizli aralığının, bağıl frekansı ‘1’ kabul edilen bir sesle, frekansı tam 2 katı, yani bağıl frekansı ‘2’ olan ses arasının- logaritmik olarak 53 eşit parçaya bölündüğünde elde edilen, her bir eşit aralığın-parçacığın adıdır...Yâni kullanılan her sesi-komayı Perde kabul eden bir sistematik yapıdır.
Prof. Dr. Sâdık Tural: Ses şiddeti nedir? Özgen Gürbüz: Bu terimle, duyulabilen seslerin ‘ desibel ’ cinsinden ifâde edilen volümetrik özellikleri kastedilmektedir. Meselâ sesin şiddeti çok yüksek olduğunda, aynen ses bombasının yıkıcı etkisi gibi, jet uçaklarının alçaktan uçtuğu zaman ki çıkardığı seslerdeki gibi çok yüksek bir enerjiler ortaya çıkmakta, patlamalar olmakta, hattâ kulakları sağır edebilmektedir... Ses şiddetini daha iyi anlatabilmek için, öncelikle ‘ses’in kısa târifini yapıp, özelliklerini anlatmak istiyorum:
Özgen Gürbüz: Sevgili Sâdık Hocam, sorularınıza birer cümle ile cevap vermem çok yetersiz kalabilecektir noktayı nazarından hareketle ve izninizle, kullanabileceğim en kısa ve en az sayıdaki cümlelerle cevap vermeye çalışacağım.
Ali Şâmil Hüseyinoğlu’nu, Kırım’da yayınlanan KIRIM SEVGİSİ isimli eseri vesilesiyle 2014 yılında tanıdım. Kitabının önsözünde; ‘ 4000 yıllık târihî geçmişi olan biz Türkler, Türk Birliği’ni gerçekleştirmezsek, 21. Yüzyılın sonlarında bizi târih sahnesinden silerler …’ diyordu. ‘ Kırım’ı Niçin Bu kadar Sevdim ?’ başlıklı bölümde ise; yürek kabartan, göz yaşartan ifâdeler vardı. Kitap, ‘ Türk Birliği’nin; sevgi harcı ile hazırlanmış temeli ’ olma özelliğine sâhipti.
İki gün önce cuma namazında hutbede bermutad Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı metin okundu.
30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılan “Başkomutanlık Meydan Savaşı” sıradan bir askeri zafer değildir. Dört gün önce Türk ordusunun 26 Ağustos sabahı başlattığı “Büyük Taarruz” un amacı vatan topraklarımızı işgalcilerin elinden kurtarmak, milletimize üzerinde özgürce yaşama imkânı sağlamaktı. İmkânlarımız son derece sınırlıydı; bu taarruzun on beş gün içerisinde zaferle sonuçlanması gerekiyordu. Uzarsa asker, para, silah ve cephane gibi lojistik takviye imkânlarına sahip değildik. İki haftada binlerce askerle beş yüz kilometreye yakın yolu uçarcasına İzmir’e ulaşıp başarmak zorundaydık.
“Bir millet/kavim, kendini değiştirmedikçe, Allah, onun durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 11) Bu; ap-açık bir tavsiye, gayet belli kesin bir emirdir.
(Başlık, aşağıdaki TDK sözünden alınan ilhamla atılmıştır.) "Sınırı ve sonu olmayan o gönlün bir sonu yoktur." İşte celî sülüs hatla yazdırıp bir nefis levha hâlinde evlerimizin duvarına asacağımız vecîze... Üstüne ne kadar tefekkür etsek az.
N. Fazıl: Kalbimi ve aklımı hep sağ elime verdim; Görevi olmasaydı sol elimi keserdim…” Şiirinde, sağcılığın en kaba ve hatta ilkel bir tanımlaması yapılmaktadır. Hayatım boyu “sağcıyım” veya solcuyum demedim.
Aydınlarımız sorumluluğunun farkında. Üsküdar Kemah Kafede her hususun müzakere edildiği, her görüşün nezaketle. Dinlendiği, sevginin kuşattığı, insanın hep önde olduğu ve aydınlık Türkiye için fikir üretildiği pazartesi toplantıları beş seneden bu yana her hafta şevkle devam ediyor.
Aylardan Ağustos, günlerden Cuma Gün doğmandan evvel iklîm-i Rum’a Bozkurtlar ordusu geçti hücuma! Ya Allah, Bismillah, Allahüekber…
Ersin Nazif Gürdoğan dostumla Al Barka Türk Finans’ta çalışırken tanıştık. Bir müddet sonra irtibatımız kesildi. 1990’lı yıların başlarında tekrar bir araya geldik. Yeni Şafak Gazetesi’nde yazıyordu. Gaybubeti sırasında Erzurum Üniversitesi’nde Dr, Doçent ve Profesör unvanlarını almıştı. İlk röportajı 20 Haziran 2014 târihinde, 6. ve son röportajı ise 23 Aralık 2023 târihinde yapıp yayınlattım. 7. Röportajın sorularını 2024 Ağustosu’nun başlarında hazırlayıp gönderdim. 3 defa telefon edip, yapılması gereken işlerinin çokluğu sebebiyle özür diledi. Bir araya geleceğimiz günü beklerken, vefat haberi geldi. Cenâb-ı Allah’ın sâlih kullarından, Peygamber Efendimizin sadık ümmetinden idi. Allah Rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun, kabri nurlarla dolsun.
Ta Kureyş’e o bin dört yüz sene önce bir avuç Müslümanın çölün kızgın kumları kadar yakıcı ve kavurucu küfürle çevrilerek susturulmak istendiği mekâna uzanalım.
Hocamızı, ömrünün sonuna doğru hasta yatağında, bir gurup öğrencisi ziyaret eder. Artık yetişmiş ve hoca olmuş öğrencilerine şöyle der.