Bilgeoğuz Yayınları’nın sâhibi velût ve seçkin yazar Oğuzhan Cengiz, Türklerde Bozkurt isimli 13,5 X 21 santim ölçülerindeki 160 sayfalık eserinde; Türk târih ve millî kültüründe en önemli yere sâhip olan Bozkurt hakkında az bilinen, değişik ve farklı bilgiler yanında, pek çok okuyucunun kolayca ulaşması mümkün olmayan bilgiler sunuyor.
Yazar; Bozkurt’un mitolojilerde sıkça yer alması sebebiyle önce ‘mitoloji’ hakkında bilgiler veriyor.
Dünyâda Türkler kadar Bozkurt’a değer veren başka bir millet yoktur. Her ne kadar Tibetlilerin*, Kızılderililerin ve Moğolların da Bozkurt’la bağlantıları var ise de Türkler kadar derin ve güçlü değildir. Tibetliler Türklerle aynı bölgede bir arada yaşamışlardır. Muhtemelen Bozkurt ile alâkaları Türklerle komşu olmalarından ileri gelmektedir. Moğollar da aynı durumdadır. Üstelik Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan kitaplarında Moğolların Türklerle amcazâde denilecek kadar yakın olduklarına dâir inandırıcı bilgiler bulunmaktadır. Kızılderililerin ise Orta Asya’dan Amerika’ya gittikleri söylenmekte ve deliller ileri sürülmektedir.
Asya’nın en doğusunda ve Büyük Okyanus’ta bulunan ve Rusya toprağı olan, Kamçatka Şamanlarının ve Koryak Türklerinin yaşadığı Kamçatka Yarımadası’nda kurt heykellerinin görüldüğü söylenmektedir. Bunların hiçbirinin Bozkurt’la bağlantıları, Türkler kadar güçlü ve yaygın değildir.
Türklerde Bozkurt isimli eserde, Bozkurtun, Türklerle özdeşleşmiş olduğu göz önünde bulundurularak; ikinci bölümde Türkler ve Türklerin târih öncesi hakkında bilgiler veriliyor. Türklerin Eski İnancı, Türklerde mitler*, kurt kelimesinin etimolojisi, Türklerde kurdun yeri, Selçuklular döneminde Bozkurt, sonraki bölümlerin başlıklarındır.
6. Bölümde, Millet ve mitler anlatılıyor. 49-50. sayfalarda alâka çekici yaşanmış bir hikâye var:
Gazeteci yazar Dr. Arslan Tekin, MHP eski milletvekillerinden Rıza Müftüoğlu’nun anlattığı bir hikâyeyi nakleder:
Yahudiler, 1992’de Osmanlı topraklarına kabul edilişlerinin 500. Yıl dönümünü 18 Kasım 1992 târihinde kutluyordu. Bunun için bir vakıf kurmuşlardı: 500. Yıl Vakfı… Kutlama programı çerçevesinde bir sinagog açılışı da vardı. İsrail’den misâfirler gelmişti. Dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Haim Herzog (1918-1997 / Görev dönemi: 1983-1993) İstanbul’dadır. Türkeş, Rıza Müftüoğlu’na: ‘Biletini aldırdım. Yarın İstanbul’a gidiyoruz. Sinagogu ziyâret edeceğiz’ der. Türkeş ve Müftüoğlu ilk defa bir sinagoga giriyor. Müftüoğlu, Yahudilerin mâbedine girince, inancına halel geleceğinden endişe ederek Fâtiha’yı ve İhlâs’ı okur. Sonra Başbuğ’un kulağına eğilir: ‘Ben bir Fâtiha, üç İhlâs okudum. Ne olur ne olmaz, siz de okuyun isterseniz!’ O da Müftüoğlu’nun kulağına eğilir: ‘Ben hepsini okudum!’
Yahudi cemaati, Türkeş’in gelişinden çok memnun olmuştu. Törenden ayrılmak üzere dışarı çıkarlar. Sinagogun etrafı duvarlarla örülü… Duvarın üzerinde yirmi-otuz genç dizilmiş. Duvarın dibinde de 40-50 genç dikiliyor. Türkeş ve Müftüoğlu arabaya binerlerken gençler, iki elleriyle Bozkurt işâreti yaparak slogan atmaya başlarlar: ‘Başbuğ Türkeş… Başbuğ Türkeş…’ Halbuki onlar, törene katılacaklarını kimseye söylememişlerdi. Gençler, Ülkücü gençlere de benzemiyordu. Müftüoğlu Türkeş’e sonar: ‘Bunlar kim Başbuğum?’ Cevap: ‘Bunlar Musa’nın Bozkurtları.’
Yedinci Bölümde Kazaklarda, Nogaylarda, Özbeklerde, Uygurlarda, Yakutlarda, Altaylarda, Karaçay Malkarlarda, Kırgızlarda, Kumuklarda, Tuvalarda, Kızılderililerde Bozkurt başlıklı ara bölümler yer alıyor. (s: 55-66)
***
İstanbul’da Milliyetçi Doktorlar Derneği Başkanı Prof. Dr. Kulak, Burun ve Boğaz uzmanı Orhan Gedikli, kendisiyle yaptığım röportajda söylediğine göre dernek üyesi bir grup meslektaşı ile birlikte Tuva Muhtar Cumhuriyeti’ne gittiklerini anlatmıştı: ‘Türkiye’den geldiğimizi öğrenen Tuva Türkleri, sağ elleriyle Bozkurt işâreti yaparak bizi selâmladılar. Ertesi gün ülkenin başşehri Kızıl vilâyetinde dolaşırken, bâzı dükkânların kapı veya vitrinlerinin üç hilâlli bayraklarla ve Bozkurt amblemiyle süslendiğini gördük. Ekipteki herkes çok duygulandı.’
***
Kurt ile alâkalı atasözlerimizden bâzıları:
>Kurt dumanlı havayı sever.
>Kurt ile koyun, ateş ile oyun olmaz.
>Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur.
>Kurt kurdu yemez.
>Kurt, puslu havayı sever.
>Kurt tüyünü değiştirir, huyunu değiştirmez.
>Kurda dediler: Seni çoban edecekler. Dedi: Beni aldatıyorsunuz.
>Kurda sormuşlar: ‘Ensen neden kalındır?’ Cevap vermiş: ‘Kendi işimi kendim görürüm.'
>Kurdun adı kurttur, yese de yemese de...
>Kurdun misafirliğine git, köpeğini de yanına al.
>Kurdun yavrusu kurt olur.
>Kurtla ortak olan tilkinin hissesi ya tırnaktır ya bağırsak.
>Kırgızlarda: ‘Köyün itleri kendi aralarında birbirlerine düşman olsalar da kurdu görünce birleşirler'.
>Kırgızlarda: ‘Kurt, avcısı olan yiğidi börkünden tanır'.
>Kurdu basmaya kurttan azgın köpek gerek.
>Kurt kulağından tutulmaz.
>Kurdu kurt ile avlamalıdır.
>Kurdu ormandan açlık çıkarır.
>Kurdun yanında kuş da geçinir.
>Kurt bile komşusunu yemez.
>Kurt ile koyun, ateş ile su bir arada olmaz.
>Kurt kapana düşmeyince faka bastığını bilemez.
>Kurt yiyeceğini bakkal dükkânında aramaz.
>Kurt açlığa tahammül eder, fakat köleliğe asla.
>Kurttan çoban olmaz.
>Kurttan kuzu doğmaz, kerkenezden şahin…
Kurt ile alâkalı deyimlerimizden bâzıları
>Kurdu koyunla barıştırır.
>Kurt ağzından kuzu alınır mı?
>Kurt dolabı, tilki tuzağı.
>Korkaklar, Kurt görmüş eşek gibi kulaklarını diker.
>Kurt ile kuzuyu bir arada yürüttü.
>Kurt kapanı.
>Kurt masalı mı okuyor?
>Kurtla kuzu hikâyesi
Görüldüğü gibi, kurt, Türk kültüründe önemli bir yere sâhiptir. Kurtla ilgili atasözü ve deyimlere Kırgızistan’dan Anadolu’ya kadar hemen her Türk boyunda rastlanmaktadır. Bazen aynı atasözü, değişik ifâdelerle, bir-birinden çok uzak mesâfede yaşayan Türk toplulukları arasında kullanılmaktadır. Bu da kurtlarla bütünleşmenin yaygınlığına ve hayatiyetine bir delil sayılmalıdır.
Cumhuriyet döneminde Bozkurt, Türk milleti nezdinde, Orta Asya dönemi Türklerine nazaran daha geniş ve derindi. Soyadı Kanunu çıktığında, Türkiye’nin dört bir yanında, on binlerce kişi Bozkurt adını ve soyadını müfus kütüklerine yazdırmıştı. Pek çok sivil toplum kuruluşu, resmî ve özel müesseseler Bozkurt resmini amblem olarak kullanmışlardır. İngiliz yazar Harold Courtenay Armstrong (1891-1942) Atatürk hakkında, 1932 yılında yazdığı kitaba, ‘Bozkurt’ adını vermiştir. Askerî birliklerin sancaklarında Bozkurt resmi yer almıştır. Kıbrıs Türkleri de Bozkurt’a gönül verdiklerini Türk Mukavemet Teşkilatı’nın rozetinde, bayrak ve sancaklarında Bozkurt resimlerini kullanarak tescil ettirmişlerdir.
Nâşir ve târihci yazar Altan Deliorman (1935-2012) Çin yıllıkları’nda, Mücmelü’t-Tevârih ve’l Kısas isimli Farsca isimli eserlerde ve ayrıca 23 yabancı yazarın telif ettiği 25 adet kitapta Bozkurt’un konu olarak ele alındığını belirlemiştir.
***
Oğuzhan Cengiz’in telif ettiği Türklerde Bozkurt isimli eserde, 55-67. sayfalar boyunca; ‘Kazaklarda, Nogaylarda, Özbeklerde, Uygurlarda, Yakutlarda, Altaylarda, Karaçay Malkarlarda, Kırgızlarda Kumuklarda, Tuvalarda, Kızılderililerde Bozkurt’ başlıklı bölümlerde, konu inandırıcı ve akıcı bir üslupla devam ediyor.
Orhun Yazıtları gerek edebî üslûbu gerekse çok önemli bilgiler ihtiva etmesi sebebiyle, ‘Türkler târihi yaparlar ve fakat yazmazlar’ sözünün hükümsüz olduğunu ispat ediyor: Türkler hem târihi yaratmışlar hem de yazmışlardır. Türklerde Bozkurt kitabında bu husus da ele alınıyor.
Türklerin bir başka özelliği, dünya edebiyatına hakîkî mânâda destanlara konu teşkil eden kahramanlıkları anlatan destanları armağan etmiş olmalarıdır. Üstelik bu destanlar, Apollon, İlyada, Odysselâ, Oidipus ve Truva destanlarında görüldüğü gibi, birbirini kıskanan, çarpık âile anlayışını konu edinen koftidan hikâyeler değildir. İnsanı yücelten mertlik, hakseverlik, fedakârlık, kahramanlık ve cesâretli insanların hikâyeleridir. Çok açık bir şekilde ifâde etmek gerekirse, Yunanlılara mal edilmek istenen ve adına destan denilen milât öncesi kıytırık, ıvır zıvırdan ibâret metinlerin tamamı bir araya gelse, Türklerde Bozkurt isimli eserin 105. Sayfasında yer alan Oğuz Destanı’nın ayağına bile su dökemez.
Türklerde Bozkurt isimli eserin 10. Bölümünde ‘Irk Bitig’de Bozkurt’ başlıklı metin yer alıyor. Irk Bitig, bir nevi fal kitabıdır. Orhun alfabesi ile 9. veya 10. yüzyıla ait çift dilli bir el yazmasıdır. Yazmanın büyük çoğunluğu Orhun alfabesi ile Eski Türkçe yazılmış olup kehânet ve falcılık hakkındadır. Ancak girişinde ve sonunda Çince Budist metinler ihtiva etmektedir. Macar-İngiliz arkeolog Aurel Stein tarafından 1907'de günümüzde Çin'in Dunhuang şehri civarında yer alan Bin Buda Mağaraları'nda keşfedilmiştir. Aurel Stein’in görevlendirdiği Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen tarafından incelenmiştir. Günümüzde British Library'nin kataloğunda bulunmaktadır.
El yazması, iyi korunmuş olması ve bilinen tek tam Eski Türkçe el yazması olmasından ötürü Türk târihi açısından önemli kabul edilmektedir. Türkolog Marcel Erdal yazmanın ‘Türk kültürüne doğrudan şâhitlik eden birinci binyılda üretilmiş en önemli eser’ olduğunu belirtmiştir. Bulunan diğer yazmalar ise Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek isimli eserlerdir.
‘Türklerde Bozkurt’ isimli eser, böylesine değerli bir yaratığı sayfalarına dâhil etmekle, yüksek bir değere sâhip olmuştur. Okunmaya değer.
Kutadgu Bilig, Türk yazar Yusuf Hacib tarafından kaleme alınmış, harîka bir kitaptır. Oğuzhan Cengiz, onu da tanıtmaktadır. Çünkü Bozkurt, Kutadgu Bilig isimli eserde de anılmaktadır. Aynı eseri, Kaşgarlı Mahmud da Türkçe’nin ilk sözlüğü olan Divânu Lugati’t-Türk isimli şaheserinde tanıtmıştır.
Oğuzhan Cengiz, Türklerde Bozkurt isimli eserinin son sayfalarında; Dede Korkut hikâyelerindeki, Hoca Ahmet Yesevî’deki, Karacaoğlan’daki, Köroğlu’daki, Vatikan’daki, İtalya ve İskoçya Mitolojilerindeki Bozkurt’u da eserine dâhil etmiştir. 12. ve son bölümde ise Mustafa Kemal ve Bozkurt, Kore Savaşı’ndaki Bozkurt ve Bozkurt işâreti başlıklı yazılarla eserini tamamlıyor.
Çok önemli: Türk Milliyetçisi olarak bilinen bâzı yazarlar, Bozkurt’u ‘Türk İkonu’ olarak tanıtıyor. İkon; Hıristiyan Ortodokslarda Hz. Îsâ, Hz. Meryem veya azizlerin tahta üzerine yapılan resimlerine verilen isimdir.
Türklerin ilk destanlarından biri olan Bozkurt (Ergenekon) Destanı’nda adı geçen Bozkurt simgesinin / sembolünün ‘ikon’ olarak anılması fâhiş hatâdır. Bozkurt’un ‘Totem’ mi, ‘sembol’ mü olduğu tartışması da devam etmektedir. Bu tartışma, Reşîdu'd-dîn Fazlullâh-ı el-Hemedânî'nin 1306-1307 yıllarında yazdığı ‘Câmi'u't-tevârîh’ isimli eseri sebebiyle başlamıştı. Burada Bozkurt, ‘Ongun’ olarak isimlendirilir. Ongun, ‘uğurlu, kutlu, bereketli, verimli’ demektir. Bir mânâsı daha vardır: ‘İçinde bir ruhu barındıran cisim.’ Ancak bu mânânın Amerika yerlileri tarafından kullanıldığı diğer bölgelerde yaygın olmadığı bilinmektedir.
Türkler, târihin hiçbir döneminde hiçbir cisme, hiçbir canlı varlığa ruhâniyet izâfe etmemiştir. Ancak bâzı cisim ve sembollere saygı göstermişlerdir. Bozkurt, sâdece ve yalnızca, büyük saygı duyulan bir yaratıktır.
BİLGEOĞUZ YAYINLARI:
Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Tel: 0.212-527 33 65 Belgegeçer: 0.212-527 33 64 Whatsapp hattı: 0.553-129 86 86 E-posta: [email protected] WEB: www.bilgeoguz.com
*Tibetliler: Çin Halk Cumhuriyeti'nin güneybatı sınırında yer alan Tibet isimli özerk bölgede yaşıyorlar. Tibet, yurdumuzda Dalay Lama sebebiyle bir dönemde adı gazetelerde sıkça yer almıştı. Dalay Lama, Tibet'in rûhânî ve dînî lideridir. 6 Temmuz 1935’te kuzeydoğu Tibet'de dünyaya gelmiş, iki yaşındayken gösterdiği mucizelerle On üçüncü Dalai Lama'nın reenkarnasyonu* olarak kabul edilmiştir. Ekim 1939'da Tibet'in ‘mukaddes’ olarak kabul edilen Lhasa şehrine yerleşti. 1950 yılında Tibet’in dînî ve siyâsî liderliğine seçildi. 1959 yılından bu yana Hindistan'da sürgünde yaşıyor. ‘Tibet Budizmi’ denilen mahallî inanç kültürüne mensuptur. *reenkarnasyon: Ölen bir insanın ruhunun yaşayan bir insana göç etmesidir. ‘tenâsüh’ olarak da anılır. İslâm, Hıristiyan ve Mûsevî inancına aykırıdır.
*mitler: Eski çağlarda meydana geldiği düşünülen; insanların tabiatüstü geleneklerini, kahramanlıklarını, inanç kültürlerini açıklayan hikâyeler
OĞUZHAN CENGİZ 19 Mayıs 1959 târihinde İstanbul’da doğdu. Gençlik yıllarında, 12 Eylül 1980 Darbesi öncesi, siyâsî mücâdelelerde aktif olarak yer aldı; 1980 öncesinde İstanbul Ülkü Ocakları Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulundu, bölge başkanlıkları yaptı. 1978 yılında girdiği hapisten 1990’da çıktı. Sağmalcılar, Maltepe Askerî Cezâevi, Paşa kapısı, Edirne, Malatya ve Sakarya'da toplamda 12 yıl hapis yattı. 2000 yılında, gazeteci Arslan Tekin’le haftalık Türk Haber gazetesini çıkardı. 25. sayısından itibâren gazetenin genel yayın müdürlüğünü üstlendi. 56. sayıda gazete kapandıktan sonra Bilgeoğuz Yayınlarını kurdu. Bilgeoğuz Yayınları’nın sâhibi olan Oğuzhan Cengiz evli ve 3 evlât (Oğuzalp, Bilge ve Erdem) babasıdır. 2020 yılına kadar 1000’den fazla kitap yayımladı ve halen yayınevinin genel yayın müdürlüğü görevine devam etmektedir. ESERLERİ: |