Oğuz ÇETİNOĞLU

Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

[email protected]

İran’da Türkler

Târih boyunca ve uzun sürelerle İran devletini Türkler yönetmiştir. Günümüzdeki İran Cumhurbaşkanı Türk asıllı kalp cerrahı Mesud Pezeşkiyan (1954-) ‘Şehriyar’ müstear adı ile tanınan Azerbaycan Türklerinden şâir Muhammed Hüseyin Behçet Tebrizi'nin (1906-1988)  “Haydar Baba’ya Selâm”* başlıklı şiirini okuması, Türkiye-İran ilişkilerini kısa bir süre için gündeme getirdi.

Coğrafi olarak Hazar Gölü ile Hint Okyanusu arasında uzanan İran, Asya’nın güneybatısında tabii bir kapı konumundadır. Bu kaçınılmaz durum İran’ı târih boyunca Asyalı ve Avrupalı kavimlerin geçidi yapmış ve İran’ın siyasî sınırları ve etnik yapısının da devamlı değişmesine sebep olmuştur. İran’ın bugünkü etnik yapısı da bu târifi doğrular nitelikte olup nüfusunun yarısından fazlasını Fars kökenli olmayan insanlar oluşturmaktadır.

İran, Kaçar Hanedanı’nı deviren Pehleviler dönemine kadar olan târihî süreç içerisinde, din ağırlıklı serbest bir siyâset içerisinde idâre edildi. Pehlevi iktidarıyla berâber Fars milliyetçiliğinin hayata geçirilmeye çalışılması, ülkedeki Türk kimliğinin kuvvetlenerek ön plana çıkmasına sebep olduğu gibi bağımsızlıkçı hareketleri de tahrik etti. Halbuki önce  1908 yılında Settar Han’ın daha sonra da Şeyh Hiyabani’nin 1920 yılında  başlattığı başkaldırılar esas îtibâriyle mahallî reform talepleri olan muhtariyetçi ve fakat demokratik ve güçlü bir İran isteyen hareketlerdi.

Türklere yönelik kültürle alâkalı ve siyasî bir çok kısıtlama uygulayan ırkçı Fars tahakkümüne karşı İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1945 yılında patlak veren ve Seyit Cafer Pişevari’nin  öncülüğünü yaptığı ayaklanma ise tamamen Anti-Fars karakterde, milliyetçi bir hareketti. İran Türkleri bu başkaldırı ile esâsında, dil ve din / Farsça - Şiilik eksenine oturtulmaya çalışılan ve Türkleri asimile eden korkunç bir yok oluş programına hayır diyorlardı.

Pehlevi rejiminin 1979 yılında sona ermesinden sonra kurulan İslâm Cumhuriyeti döneminde ise daha önceki dönemin kısıtlamaları katı kurallara bağlanarak muhâfaza edilmeye çalışıldı. Ülke nüfusunu yarısını oluşturan Türk halkına Farsça’yı dayatan, kendi okullarını açmayı ve Türkçe dergi ve gazeteleri çıkarmayı yasaklayan yeni rejim, kısa bir süre sonra İslâmî kisve altında Farsçılık yaptığı suçlamalarına muhatap oldu.

İran’daki Türk varlığı çok eski bir geçmişe sâhiptir. Türklerden bahseden ilk eser Firdevsi’nin Şehnâme isimli eseridir.  Bu kitapta 10.  yüzyıldaki İran-Turan savaşları anlatılırken, bölgedeki komşu Türklerden söz edilir. 11. yüzyılın ilk yarısından itibâren Oğuz boyları yoğun olarak İran’a geldiler. 12. yüzyılda Salurlar ve Afşarlar Kuzistan’a girdiler. 15 yüzyıldan sonra ise Orta Asya'dan kopup gelen bütün Türk boyları İran’a ve Ortadoğu'ya gelip yerleştiler. Türklerin İran’da yerleştikleri ilk sâhalar Güney Azerbaycan'dadır.

İran'daki Türk toplulukları;  Azerbaycan bölgesindeki: Azerbaycan Türkleri, Karapapaklar, Kaçarlar, Bayatlar, Mukaddemliler; Horasan bölgesindeki: Türkmenler Göklen, Nerezim, Salur, Sarık, Teke, Ersarı, Çavdur, Nohur, Kasarlı ve Yomudlar ile Horasan Türkleri; Kuzistan bölgesindeki: Afşar, Gündüzlü ve Ağaçeri aşiretleri; Fars bölgesindeki: Kaşkaylar, Şahsevenler, Karagözlüler, Akevliler, Bayatlar ve Halaçlar; Hamse Federasyonu içerisindeki: Baharlu, Nafarslar ve Aynallular; Kirman bölgesindeki: Kirman Afşarları, Bucakçılar, Selçuklar; Mazandaran bölgesindeki: Timurtaşlar, Kazaklar olarak sıralanabilir.