Prof. Dr. Sadık Kemal TURAL

Kırgız Türklerini ve Cengiz Aytmatov’u Anlatıyor - 6

CENGİZ AYTMATOV’LA ALAKALI TOPLANTIDA Prof. Dr. SÂDIK K. TURAL’IN KONUŞMASI (BİRİNCİ BÖLÜM)

İnsan, özü bakımından merak, sevgi, haya, başarma ve sorumluluk ile adalet olmak üzere, her biri ayrı etkileme gücü olan kavramların yoğurduğu bir varlıktır. Merak ve başarma kavramına bağlı oluş ve kılışlar, insan zekâsıyla aynı yönde yürüyor.

Sevgi, haya ve adalet ise, özünü merkez yapmaktan ağır ağır kurtulup, başka özleri merkez yapmaya doğru gelişen bir insanlaşma çilesi sonucunda, olumlu bir dünyâ oluşmasına yol açıyor. Hâyâ, utanma duygusu demektir. Sevgi, ilgi ve ihtiyaç duyma, sonunda karşılık beklemeksizin bir başka varlığa bağlanma hâlidir.

İnsanoğlu, merakları, sevgileri, haya (utanma) duygusu, başarma ve sorumluluk ile adalet konusundaki kabulleri olmak üzere, kendini yoğuran ana kavramlar yoluyla bilgi ediniyor.

İnsanın, özünü, çevresinde bulunan kendisine benzer varlıklar’ ve benzemeyen dünyâyı tanıyıp, adlandırıp, değerlendirmesi, karmaşık bir işlemdir. Bu karmaşık işlemin gerektirdiği ‘akıl yürütme’, ‘önermelere dönüştürme’ üç ayrı alandan gelen yönlendirmelerle mümkün olabilmektedir:

Vahiy’den cinnete kadar giden yolda bazı insanların alabildiği özel bilgiler;

Bilim denilen ve kendisine mahsus kavram, terim, yöntem ile sabırlı bir çalışmayı benimseyen insanların ulaşabildiği genelleşen bilgiler;

İlk iki alandan farklı, ancak onlarla beslenen ve onları besleyen bir dünyânın içinde, fakat ferdi gayretlerin hâkim olduğu bir çalışmanın sonucunda ulaşılan bir yanıyla özel, bir yanıyla genel bilgiler.

Birinci alana ait özel bilgiler, Peygamber; Nebi, Resul adlarını taşıyan, Yaratan’la ilişki kurma hakkı verilmiş. Vahiy kavramına giren bilginin muhataplarına aittir. O özel bilginin dünyâsına aşk, sezgi ve teslimiyetle uzanan velilerin söyledikleri ile tefsir ve hadis ilminin ortaya koydukları bir özel alandır.

Peygamber ve velilere benzeyen haller gösteren bilgeler de, başkalarını yanıltmakla beraber, resul/nebi ile velilerle de ilgisiz, mecnunlar; şarlatanlar, sahtekârlar... Onlar da dünyâmızda yaşıyor...

Aklın taçlandırdığı bir dünyâda, daha önceki önermeleri, tecrübeyi dikkate alarak, oluş ve kılışların sırrını çözme yönünde, parçanın sırrına gidenler veya bütünlüğü hükme bağlamaya çalışanlar, bilim adamları... Bilginler, bilim yoluyla kendi dünyâlarını, insanları, diğer canlıları, tabiatı kavranılır hâle getirmeye çalışıyorlar. Bilim adamları, temkinli, geniş görüşlü ve sezgisi yüksek insanlar olarak, hem geçmişe hem de geleceğe karşı sorumlu olduklarını unutamazlar. Toplumların sıkışık anlarında, acil çözüm bekleyen bunalımlı günlerinde veya aylarında bilim adamı yahut fikir adamı gibi görünen şarlatanlar da ortaya çıkıp hükümler, önermeler, çözüm teklifleri ileri sürerler:

Bilgin ve gerçek fikir adamıyla şarlatanı ayıra-mayan toplumların işi zordur.

Peygamber ve veliden de, bilim ve fikir adamından da daha farklı, daha ferdi bir alanı var ki, o sanat ve edebiyat dünyâsıdır. Eşyayı, tabiatı, insanı ve Yaratan’ı özel gayretlerin sonucunda kavrayan insanlar, sanatçılardır. Onlardan bazıları ışıklı bilgelerdir.

Sanat’ın objeye dönüşenlerin yanında, musiki ve edebiyat olmak üzere zihnî olan iki dalı var. Hem duyarlılığı, hem mesajların iletilişi, hem de dil adı verilen aracın kullanımı bakımından, sanat dünyâsının çok özel alanı Edebiyat’ tır Edipler (şâirler, romancılar, hikâye yazarları, tiyatro yazar-ları, deneme yazarları, seyahat veya hatırat yazarları), Yaradan’ı, insanı, tabiatı, eşyayı bir taraftan kavrama, bir taraftan da aralarındaki ilişkileri çözme; özel gibi görünen genel hükümlere bağlama başarısını gösteren insanlardır. Ediblerin, bir millî iklimde yetişecekleri açıktır. Bir millâ hayatın içinde karşılaştıklarını doğru kavrayıp, doğru anlatıp, dilin imkânlarından yeterince yararlananlar, diğer milletlerin ufuk çizgisine yükselmiş olurlar. Gerek peygamber ve velilerin, gerek gerçek bilim veya fikir adamlarının, gerekse gerçek ediplerin benzeştikleri noktalardan ikisi, nefsini aşma acısı ile yalnızlığa mahkûmluk çilesini kabullenmişliktir. Bir diğer özellik ise, onlar artık kendi milletinin bir parçası olduğu kadar, insanlığın övüncü, malı ve sesidir.

Cengiz Aytmatov Törekuloviç, bir gerçek ediptir. O bilgiyi bilgeliğe, bilgeliği tahkiyeli eserlere yansıtmanın sırlarını öğrenip kullanmış bir klasiktir. Son elli yılda yazdıklarında Kırgızların hayatını anlatıyor gibi görünse de, öncelikle Türk Dünyâsı’nın, sonra da insanlığın ufuk çizgisinde her zaman karşılaştığımız ve karşılaşacağımız durumlar ve onların yorumlarını anlatan Aytmatov, insanlığın büyük oğullarındandır.

Cengiz Aytmatov, sevmek fiilinin ne olduğunu Gülsarı’da ve Cemile’de anlattı. Bıkıp usanmayan bir sevgi pınarı olan Cengiz Bey’in yüreği, her romanına, her hikâyesine yansıdı. Sevmek, çocuklara delilere ve şarlatanlara göre değildir. Sevmek, fedakârlıktır. Sevmek, acıyla pişmek ve olgunlaşmaktır. O bir aşk destanı yazmanın yirminci yüzyıldaki büyük ustasıdır.

Sevmenin uyandırdığı duyguları, insana yerdiği acıları, şiir denilen bir dünyâya şairler taşırlar. Cengiz Aytmatov Cemile, Selvi Boylum ve Gülsarı’da şiirli bir dille fakat hikâye ve romanın imkânlarıyla sevgi destanları yazdı.

Cengiz Aytmatov, ‘Gün Uzar Yüzyıl Olur’ romanıyla insanın insana, insanın tabiata ve tabiattaki bitkiler ile hayvanların insana hayâ ve sorumluluk düşüncesine bağlı ezelî ve edebi değerlerini, roman ve hikâyeye dönüştürdü.

Türk diline ve dünyâ dillerine kavramını yerleştiren odur. Ak Genıi’den, Kıyamet’e kadar roman ve hikâyelerin hepsi insanı insan olmaya yabancılaşmadan alıkoymanın mesajlarını taşır. ‘Gün Uzar Yüzyıl Olur’ ve ‘Kıyamet’ romanları merak, sevgi, haya, başarma ve sorumluluk kavramlarının değerler dünyâsı hâlinde romana taşınmasıdır. O etnolojik olanı, felsefî olanla bütünleştiren edebî değere dönüştüren filozoftur.

Gerçeğimsi (fıctiv, itibarî) bir dünyâ kurmak edebiyatın işlevidir:  Gerçekler dünyâsının geçmişte ve içinde yaşanan zamanda vücud bulmuş olanlardan seçme ve ayıklamalar yaparak okuyucu veya dinleyicide etki yaratacak bir anlatım kurmaya roman denir. Bilginler, insandaki merak ve başarma duygusunu tatmin edip sorumluluk duygusuna yön verirler. Cengiz Aytmatov gibi büyük yazarlar, roman ve hikâyeleriyle şiir ve tiyatrolarıyla insanda hem sevgi uyandırır hem utanma duygusu hem seviyeli merak hem başarma "ve sorumluluk duygusu hem adalet bilinci... İnsan olmak zordur ve emek ister. Bilginler ve bilgeler ile onların çok özel bir örneğini oluşturan büyük şairler, roman, hikâye ve piyes yazarları insanlaşmaya katkıda bulunurlar.                                    (DEVAM EDECEK)