Prof. Dr. Sadık Kemal TURAL

Akademisyen

[email protected]

Kırgız Türklerini ve Cengiz Aytmatov’u Anlatıyor - 4

(DÖRDÜNCÜ BÖLÜM)

Soltabay Zaripbekov: Hocam bu kadar târihten ve edebiyattan söz edildi. Cengiz Aytmatov’un dünyâ edebiyatı üzerinde ve ayrıca Türkiye edebiyatı üzerindeki etkisi hakkında bilgi verebilir inisiniz?

Prof. Dr. Tural: Şimdi biliyorsun, Türkiye’de onun eserlerinin çok baskısı yapıldı, çok okundu ve belki de Kırgızistan’ın üç katı kadar okundu. Türk romancılarına bunun tesir etmemiş olabileceğini söyleyemeyiz. Hattâ daha ileri giderek söylenebilir ki, Gülsarı adlı eserinden etkilenerek Yılkı Atı diye bir roman yazan var. ‘Can Yoldaşı’ diye senaryo yazan var; filme de çekildi. Selvi Boylum Al Yazmalım çok etkiledi bizi. Aynen onun romanlarına benzeyen romanlar yazanlar da oldu. Taklit değil, tercüme değil, ama çok etkilendikleri belli. Nasıl Türkiye’de etkilenen çok ise, dünyâda da bana göre etkilenen çok. Fransa’da yaşayan Lübnan asıllı bir Hıristiyan Arap var: Amin Maalouf... Çok büyük bir romancı. Onun, birçok eserlerini Aytmatov’dan etkilenerek yazdığına inanıyorum. Zaman içinde bu etkiler daha çok çıkacak araştırmalarla, karşılaştırmalarla belirginleşecek diye düşünüyorum.

Zaripbekov: Cengiz Aytmatov’un romanlarından yola çıkarak, büyük yazarın en çok etkileyici yanı değerlendirilebilir mi?

Prof. Dr. Tural: Genel olarak roman, özel olarak da Cengiz Aytmatov’un romanları ve uzun hikâyeleri (povest) üzerinde düşündüğüne inanan bir insan olarak şunları da söylemeliyim: Romanı, hem düşünce hem zevk iklimi yapıp okuyucuyu oraya çekebilmek zordur; dünyâda pek az romancı bunu başarabilmiştir. Cengiz Aytmatov, bir gözlemci, yorum ve ifâde ustası. Kırgızlar seksen yıl içinde bir tarım toplumu olmayı devam ettirdiler. Kırgız halkının, Sovyet sömürücü anlayışının tipik örneği olarak bu ülkede de sanayileşmeye geçişin ilk adımlarım atmak yerine, bütünüyle bir tarım toplumu olarak kalmasına sebep olması düşündürücüdür.

Manas’ın bininci yılı kutlamalarında, Aytmatov Bey, müthiş bir açış konuşması yaptı. ‘Ne istediniz bu halktan?’ anlamına gelen seksen yıllık rejimden hesap soran cümleler, salonu çok etkiledi. Cengiz Bey, Kırgız toplumu hakkında yeterince bilgi sahibi... Her insan çeşitli yollarla bilgi sayılacak kazançlara sâhip oluyor. ‘Bilgi’ yeterli değil; ancak yeterli gibi görünen bilgileri gözlem ve yorumlarla romanlaştırmak da mümkün... Ama Cengiz Aytmatov felsefî derinliğe sâhip bir romancı olduğundan, bilginin değil, değerin esas olduğu eserler verdi. Bilgi az çok değişken ve hattâ göreceli hükümler ve kabullenmelerdir. Değer ise, en azından bir kültürün, sonra bir kültür dâiresinin, bir medeniyet dâiresinin ve insanlığın benimsediği hükümdür. ‘Sevgi emek ister.’ Bu hüküm, Aytmatov’un bir eserindeki, hem aşk mesajı hem de eseri yoğuran ve beşerî çizgiye yükselten anlayıştır.

Diğer yandan ‘Mankurtizm’ kavramı da dâhil, toprağın insanla insanın kendi soydaşları ve başka insanlarla ilişkilerindeki zayıf ve güçlü yanlarını kavramlara dayanarak gösterme başarısı... Onun asıl etkileyici yanı, kendi toplumunun gerçeğine, iğrenerek değil; bazen sevgi ve hayranlıkla bâzen saygı ve gururla, bâzen üzülerek ve incitmeden yaklaşmasıdır. Bakın bu yanı, onun en orijinal yanıdır ve Nobel’e aday gösterilmesi gereken yanıdır. Kendi toplumuna sövmeyen, başkalarına jurnallemeyen bir büyük yazara Nobel ödülü verirler mi? Rejimin baskısına karşı bile dik ve onurlu bir duruş gösterip şaklabanlık, dalkavukluk etmemiş Aytmatov ustaya Nobel ödülü vermeliler. Türkiye’nin en büyük kuruluşları veya Cumhurbaşkanlığımız, Cengiz Aytmatov’u alkışlamalı, ödüllendirmeli... Niçin?

Kırgızları, Asya Türklüğünü, Türk soylu halkları ve gerçek zaman okuyucularını etkileyen yanı için ödül vermelidir.

 (DEVAM EDECEK)