Prof. Dr. Sadık Kemal TURAL

Akademisyen

[email protected]

Kırgız Türklerini ve Cengiz Aytmatov’u Anlatıyor - 2

(İKİNCİ BÖLÜM)

Soltabay Zaripbekov: Hocam Cengiz Aytmatov dünyâda en ünlü ve efsanevî yazarlarından biri olarak biliniyor. Cengiz Aytmatov’u günlük hayatı anlatan gerçekçi bir yazar olarak mı kabul etsek, yoksa bir modernizm içeren yazar olarak mı kabul etsek? Hangisi daha uygun?

Prof. Dr. Tural: Cengiz Bey’in eserlerinde, günlük hayatın Sovyet rejimi içinde anlatılabilecek bütün gerçekleri, bütün çıplaklığıyla anlatılmıştır. Yoksulluk, çâresizlik, parti emirleriyle hürriyetsizlik, kendini inkâr ve târihî mensubiyetinden habersizlik öyle güzel işleniyor ki, ama bu olumsuzlukların çözümü de üstü örtülü ve sembollerle anlatılır. Doğrudan bu rejim bizi bunaltıyor, ayaklarımızı bağlıyor mu dese, yoksa bir atın kolhoz malı, parti kölesi olmaktan kurtulmak için zincirlerini nereye bağlı olursa olsun kırmaya uğraştığını mı anlatsa? Hayatın gerçeğini romanın gerçeğine dönüştürme başarısı... Gülsarı, modern roman teknikleriyle yazılmış sembollerle örülmüş felsefi-sosyolojik bir eserdir.

Bana göre Aytmatov, yirminci yüzyılı da yirmi birinci yüzyılı da kucaklayacak kadar, roman kurgusunu özel bir binaya, yapıya kavuşturan adam. Onun romanları bugün yüz elli dört dile çevrildi. Bu bir rekordur. Dünyâda, eseri 154 dile çevrilmiş başka bir romancı yok, şâir de yok. Bunun sebebi ne? İnsanı, âitliği, mensupluğu bakımından öz ataları, öz kültürü, öz hukuku ve öz devleti ile buluşturmayı başarıyor, Aytmatov.

Biliyorsunuz, bir insan topluluğunun aitliğinin, mensupluğunun, özgüven duygusunun korunup, bağımsız ve egemen devlet ve millet olarak yaşamasının savunuculuğunu destanlar yapar. Diğer yandan Türk soylu halklardan yalnızca Kırgızlarda destan geleneği bütün canlılığı ve etkililiğiyle varlığını devam ettiriyor. Romancı, uzun hikâye yazarı olarak Cengiz Aytmatov, insanı öyle anlatıyor ki, eski destanlar gibi değil, ama destanlardan yararlanıyor. Hayatın gerçeğini de destansı, masalsı olanı da, modem bir roman gibi anlatıyor. Roman edebiyata ait bir terim; bu terimi bugün büyük çoğunluğu Romanya’da bir kısmı Macaristan ve Bulgaristan ile eski Yugoslavya’nın çeşitli yerlerinde, bir kısmı ise, İspanya ve Portekiz’de yaşayan kökteş olduğu sanılan bir halkın geceleri anlattıkları, maceralı, entrik* unsurlardan ve inanılması zor olaylardan oluşan uzun hikâyelerine romanesk denilirmiş, bu türün adının da romanesk ile açıklanabileceğini söyleyen edebiyat bilimciler vardır. Aytmatov, gerçekle masalı, efsaneyi, gerçekle destanı buluşturuyor. Bu buluşturmada, çok başarılı.

Zaripbekov: Cengiz Aytmatov bir nesir şâiri olarak nitelendiriliyor, edebî eserde; buna nasıl bakıyorsunuz ve hangi eserlerden ve hangi şeylerden dolayı nesir şâiri olarak nitelendiriliyor?

Prof. Dr.Tural: Şimdi, biliyorsun, şiir, güzelin ve güzelliklerin çok özel bir dil ile anlatılmasıdır. Ahenkli ve özel bir dilde anlatılmış, sözlerin seçilerek özel sunum kazanmış hâline şiir denir.

Cengiz Beyde, Zaripa’nın derdi. Cengiz Beyde Edigey'm derdi öyle güzel anlatılmış ki, siz bir roman mı okuyorsunuz bir şiir mi okuyorsunuz kendinizi kaybedersiniz. Dünyâ dillerine çevirenler de bunun bu yönünü çok iyi fark etmişler ve epey zorlanmışlardır. Kolay değil hem Kırgızca’yı hem de Rusçayı, hakikaten çok güzel ve ileri seviyede bilen, şiir dili olarak kullanabilen Cengiz Ağa hem Türk soylu halkların hem insanlığın övüncü olan bir şâirdir, romancıdır. Sen felsefe tahsil ediyorsun, daha iyi bilirsin: Cengiz Aytmatov, bana göre, çok özel bir filozoftur ve belki de post-hümanizm diye böyle adlandırılan yeni bir felsefe boyutu ortaya çıkıyor. Ama post-hümanizm diyelim, yeni hümanizm... Aytmatov post- hümanizmin temsilcisi, insanlık bilgesi...

(DEVAM EDECEK)