M. Halistin KUKUL

Şair - Yazar

[email protected]

Devlet- Millet- Bey

Büyük milletlerin büyük dâva adamları olur!..

Büyük milletlerin büyük fedâileri, şanlı kahramanları, sezgisi yüksek ileriyi gözleyen irâdeli kılavuzları olur!..

Büyük milletlerin askerlikte de ilimde de san’atta ve siyasette de öncü fikir önderleri olur!

Oğuzhan’dan Bilge Kağan’dan, Alp Arslan’dan, Fatih’ten, Mustafa Kemal’e, Kür Şâd’dan Osman Batur’a, Seyit Onbaşı’ya, Nene Hatun’a veya Şerife Bacı’ya kadar...bu, böyledir!..

Fârâbî’den, Ahmet Yesevî’den, Yusuf Has Hâcib’den, Kâşgarlı Mahmud’dan, Yûnus Emre’den, Ömer Seyfettin’e, Yahya Kemal’e, Ali Fuat Başgil’e, Zeki Velidî Togan’a, Hüseyin Nihal Atsız’a, Necip Fâzıl Kısakürek’e, Orhan Şâik Gökyay’a kadar…bu, böyledir!..

Asırlardır, bu dünyaya kimler geldi; buradan kimler, geçip göçtü!..

Kimler, ne muhteşem ve faziletli izler bıraktı, hayırla anıldı; kimlerden de hayırsızlıklarının rezâletiyle tiksinildi!..

Mevzûmuz: DEVLET; hâliyle, siyaset!..

Mahallî’den, millî’ye; millî’den cihânşümûle icrâatlar ve hizmetler makamı!..

Âdil, samimî, hoşgörülü, hürmetli, kibar ve hasbî!..

Benim anlayışım ve idrâkim böyle söylüyor!..

Hîleden-hurdadan, yalandan-dolandan, hır-gürden, riyâdan kinden, şahsî menfaatten çok uzak; hayırla yâd edilecek, kalıcı eserlerin mîmârı ve sâhibi olabilen ve her şeyde olduğu gibi, insanlara merhametle öncülük eden nezâket numûnesi hizmetkârlar zümresi, işte bu siyasetçiler olmalıdır.

İşin esası, budur!..

Siyaset; elbette ki, partiler vasıtasıyla yürütülür. Hiç kimsenin, bunun dışında kalması da mümkün değildir. Bunlar; yer yer çatışmalı olsalar da, maksat, insanın saadeti olunca, müşterek hizmet sahaları gittikçe genişleyen/genişlemesi gereken teşkilâtlara dönüşmelidirler.

Dünya devletleri, iktisâdî, kültürel, sosyolojik ve askerî sahalarda gizli veya aleni büyük gayretler sarfederken; biz, niçin hâlâ sen-ben dâvasındayız, anlayamıyorum!

Türk Milleti olarak, çok geniş bir coğrafyada mukimiz…

Bu geniş coğrafyada, büyük bir nüfusa sahibiz...

Bu çok geniş ve verimli arazilerde, büyük yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz mevcuttur.

Müthiş derecede zeki, çalışkan, fedâkâr insanlarımız ve faal bir gençliğimiz vardır...

Hemen hemen hiçbir millete nasip olmayan birkaç Türk Devleti de bulunmaktadır...

Peki…

Bu, BENLİK nedir?

Bu, ağız dalaşı; bu, birbirini aşağılama; bu, kibir; bu, düşman sevindiren; bu, dostu üzen manzaralar nedendir?

Devlet adamlığı, böyle mi olur?

‘Allah, akıl-fikir versin!’, demekten başka söz bulamıyorum!..

DEVLET; çatı ise, -ki, öyledir- bu çatı altında, bu Devlet’in Anayasası’na bağlı yemin de edilmiş ise, yukarıda saydığım ‘âdillik, samimilik, hoşgörülülük, hürmetlilik, kibarlık ve hasbîlik..” nerede kalıyor?

Yûsuf Has Hâcib (1017?-1077?), Kutadgu Bilig’de (Bknz. Reşit Rahmeti Arat, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1974, Sf.70) şu ibretlik tespiti yapmaktadır:

“*İster oğlum ister yakınım veya hısımım olsun; ister yolcu, geçici, ister misâfir olsun;

*Kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir; hüküm verirken, hiçbiri beni farklı bulmaz.

*Bu beyliğin temeli doğruluktur; beyler doğru olursa, dünya, huzura kavuşur.

*Akıllı insan buna benzer bir şey söylemiştir; kim akıllı insanın sözünü tutarsa, iş yoluna girer.

*Beyliğin temeli doğruluk üzerine kurulmuştur; doğruluk yolu, beyliğin esâsıdır.

* Bey doğru olur ve ülkeye böyle hükmederse, bütün dileklerine kavuşur.”

Ben de soruyorum: VAR MI BÖYLE BİR DÜNYA?

Allah aşkına, ne yaptığımızı, bir daha değil, tekrar tekrar düşünelim!..