Erzurum Ruslar tarafından işgal edildi ve iki yıl süre ile anavatandan ayrı, işgal altında kaldı. O günler, Türk târihinin en acılı günleridir. İnsanlığın yüz karasıdır.
Erzurum’un Kars Kapısı mevkiindeki şehitliğin ünlü simalarından biri de Hafız Hakkı Paşa’dır. Hafız Hakkı Paşa, 16 Şubat 1916 târihinde Türk Sınırlarını geçmiş olan Rus ordusu için şunları diyordu: ‘Ben 10. Kolordu ile Sarıkamış’tan onların tepesine ineceğim ve Kars ile olan bağlantılarını keseceğim. Rusları yendik mi mahvettik demektir. Yenilirsek, biz mahvolacağız.’
Neticede biz yenildik ve mahvolduk… Hâfız Hakkı Paşa, Alman kurmaylarının Enver Paşa üzerinden gerçekleşen telkinleri ile Türklere yaptırılan intihar saldırısında görev kabul ederken albay rütbesindeydi. Bu kararının üzerinden iki ay geçmeden, üçüncü Ordu komutanlığına kadar yükselecek ancak ömrü bu noktada tamamlanacaktı.
Günümüze kadar uzayıp gelen Jön Türk propagandası 1914-1915 kışındaki acı olayların sâdece askerî yüzüne bakar, ülkenin dört bir yanından cepheye getirilmiş insanların bu intihar saldırısındaki trajedilerine kerhen vurgu yaparlar. Evet savaşa kurban giden fidanların acısı büyüktür, ancak bu fidanların geldiği yöreler, aileleri, yuvaları evlat acısı dışında örselenmemiş, düzenleri iyi kötü devam edip gitmiştir. “Sarıkamış Felaketi Kavramı” beşikteki bebeğinden, beli bükülmüş ninesine kadar savaşın kıyameti kavramını günümüze kadar yaşayan Erzurumlu için elbette ki yeterli bir hâfıza terkibi değildir.
GÖRENLERİN AĞZINDAN ‘ERZURUM FELAKETİ’
“…11. Kolordu Köprüköy’de, Erzurum’a 50 km. mesâfede erzak kalmadığından, çabuk yetiştirilmesi için feryat ediyor. Menzil vâsıtaları yeterli değil. Vâli bey bir defalık, yüz elli bin kilo erzakı ahâli sırtında taşımayı üzerine aldı. Erzurum ahalisi denenmiş vatan sevgileri ile bu yükü seve seve taşımayı kabul etti. Otuz kiloluk torbalar yaptırıldı. Mektep çocuklarının sırtlarında un torbaları ile Hükümet Konağı önünden hareket etmelerindeki fedâkârlık ve hamiyet numûnesi herkesi ağlattı” (Aziz Samih İlter İhtiyat Süvari / Tümen Komutanı)
“…Hasankale’den Erzurum’a giderken Korucuk’ta Hilmi Bey isminde bir zat gördüm. Kaza Kaymakamı iken kazası Rus istilasına uğradığından, buradan gelip geçecek hasta, yaralı, zayıf askerleri barındırmak için ve onlara bir fincan çay, bir sıcak çorba vermeğe memur edilmiş. Fakat âsâbi ve yahut deli… Vesait olmadığı için hiçbir şey yapamadığını mâzur göstermek istiyordu. Kapısının önünde on ceset yatıyordu. Köy evlerinden birisinin kapısını açtırdı. Odun tomrukları gibi üst üste yığılmış cesetler gösterdi. Soğuktan taş heykeller gibi bu vücutlar bozulmuyor ve kokmuyor. Bunları niçin gömdürmediğini sordum. “Soğuktan” dedi, Kazma işlemez. Evvela odun bulup bir gün mütemadiyen yakıp toprağı yumuşatmak, sonra kazdırmak icap eder. Halbuki benim yanımda ne yakacak odun ne de kazacak adam var. Bunları gönderiniz de defnettireyim ..” (Aziz Samih İlter ihtiyat Süvari / Tümen Komutanı)
“Hasan İzzet Paşa (3. Ordu Komutanı) hâlâ tedirgindi, ordu kışa göre teçhiz edilmemişti. Henüz entari ile dolaşan neferler vardı. Şimdiye kadar edindiği tecrübeye göre, ordunun bu mevsimde böyle büyük çaplı bir kuşatma hareketi yapamayacağını düşündü, sonra da görevden affını istedi” (Şerif Köprülü / 9. Kolordu Başkanı)
“Halkın yardımlarından sağlanan on beş yirmi bin fanila, çorap çamaşır gibi eşya Erzurumlular tarafından orduya armağan edildi. Bu yardımlar sâyesinde orduya neşe ve sağlamlık geldi.. ”(Şerif Köprülü / Kurmay Başkanı)
Erzurumlu, eksikleri görüyor, orduya mevcut imkânları ile canla başla destek oluyordu. Otuz üç yaşındaki Enver Paşa için ise “Belki çok şey noksandı, ama her şey tamamdı” Rus ordusunun iki misli Türk kuvveti cepheye yığılmıştı, kuvvetin yarısı Köprüköyü cephesini korurken, diğer yarısı Rus Ordusunu arkadan çevirecekti. Ancak General Kışın en acımasız güçleriyle ve Rus ordusu hesabına Allahuekber Dağlarında beklediğinin hesabı doğru dürüst yapılmamıştı. Allahuekber Dağlarına bu yönden on kişi tırmandıysa o yüzden ancak bir kişi inebildi. İnebilenler on gün boyunca Sarıkamış önünde dövüştü. 4 Ocak 1915 gününün akşamı Rus Kolordu Komutanı Berhman Tiflis’teki Rus Ordu Karargahına şu mesajı gönderiyordu:
“Komutam altındaki bütün subay ve erlerin adına elde edilen büyük ve şanlı zaferi asil şahsınıza büyük bir coşku ile bildirmekten son derece bahtiyarım. Sarıkamış bölgesinde hareket icra eden 9. ve 10. Türk kolordular tam bir bozguna uğratılmışlardır. Yüzün üzerinde subay binden fazla er ve erbaş esir alınmıştır…” (Berhman Kolordu Komutanı)
ERZURUM’UN FELAKET SENELERİ
General Kış Allahuekber Dağlarında ordumuzu biçti, General Tifus (!) İse hem cepheyi hem cephe gerisini biçecekti. Hasankale’de kışlada tesis edilmiş hastahanede 1600, kasaba içinde 20 kadar evde 1.000’den fazla hasta ve yaralı vardı. Hasankale’nin her evi hasta, firarî doluydu. Hertev’de binden fazla yaralı ve hasta vardı. Başlarında bir hekim bile yoktu. Alvar köyünde 230 hasta ve yaralı yatıyor, bunlara bir eczacı kendiliğinden bakıyordu… Erzurum hasta, yaralı ve firarî… hülâsa her çeşit erat akını karşısında kalmıştı. Sokaklarda, ahırlarda, hanlarda ölenler pek çoktu. Hekimlerin de hemen cümlesi hastalanmış ve büyük kısmı ölmüştü. Erzurum hasta ve yaralıları istiap etmediğinden Ilıca, Kân, İstavuk köylerine de hastalar doldurulmuştu. Buralarda müthiş bir sefâlet hüküm sürüyordu. Ölen ve kalanın hesabı belli değildi.” (Dr. Tevfik Sağlam)
MEZARSIZ ÖLÜLERİMİZ
Ahmet Hamdi Tanpınar; Erzurum dağlarında kurtlar, dört yıl boyunca insan eti ile karnını doyurdu. Der. Dağ başlarında kalan sâhipsiz ölülerimiz yaz geldiğinde eğer taaffün edip Rus Ordusu için bulaşıcı bir tehdit oluşturmasaydı, belki de ebediyen mezarsız kalacaklardı.
1915 yılının mart ayında, içinde benim de görev aldığım askerlik Dâiresi General Yüdeniç’e 23.000 Türk askerinin defnedilmiş olduğunu yazıyordu. Sâdece Sarıkamış civarında defnedilmiş olan Türklerin sayısı 18.000 civarındaydı. (Maslowski / Rus Ordusu Kurmay Başkanı)
Ormanlar içerisinde donup kalan cenâzeler için büyük büyük hendekler kazılarak, bazısına sekiz yüz, bazısına beş yüz bazısına bin Türk şehidini merasimle gömdük (Fahrettin Erdoğan / Türk Ellerinden Hatıralarım)
YA ESİRLERİN GÖRDÜKLERİ?
Osmanlı esirleri ile dolu bir tren 1915 Ocak ayının sonunda Sirzan istasyonuna geldi. Her birinde kırk-elli esirin bulunduğu iki vagon, kapıları kilitlenerek Tiza istasyonuna terk edilmiş, günler süren yürek parçalayıcı feryatlara kimse kulak vermemiş, açlık ve susuzluktan esirlerin tamamı şehit olmuştu. Bu cinayetten bir iz bırakmak istemeyen Ruslar vagonları ateşe veriler. Yerli Müslüman halktan toplayıp sürgün ettikleri arasında 3 yaşındaki kız çocukları ile beraber 80 yaşındaki ihtiyarlar da vardı. Osmanlı esirleri alıp satmak için pazarlar kurulmuş, sağlam esirler 12 ruble, zayıflar daha ucuz, hastalar bir paket tütüne satılıyordu.. (İsveçli Murahhas Graf Londrof)
ERZURUM’UN YIKILIŞI
Bu felaketin en öldürücü darbesi 16 Şubat 1916 târihinde Erzurum’un Rusların eline geçmesiyle geldi. Binlerce aile on binlerce insan muhacir oldu ve bunların önemli kısmı muhaceret sırasında öldü. Rus Esâretinde kalan Erzurumluların binlercesini ise Ermeniler, Erzurum ve çevresindeki son katliamları ile yok ettiler. 1914 sonbaharında cepheye sevk edilen askerlerle birlikte yüz binlerin doldurduğu Erzurum, Ermenilerden geri alındığında sekiz bin insandan ibâret kalmıştı.
İşte bu yüzdendir ki Sarıkamış Felaketi on binlerin, Erzurum Felâketi yüz binlerin fâciasıdır.
Oğuz Çetinoğlu: Kronolojik Târih Ansiklopedisi, C: 1, s: 445-447 Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul 2008