Fikir dünyamızda bâzı şahsiyetler vardır ki, bitip tükenmez birer hazine gibidirler ve her an onlarla yaşarız. Bunların bâzıları siyâsetçi olur, bâzıları şâir-edip, ressam, hattat veya müzisyen.
Bu mânada, hayattayken de ‘Kabaklı Hoca’ diye anılan Ahmet Kabaklı, o zamandan beri, karşımıza ‘Bir Kültür Mîmârı’ olarak çıkar.
Başta; güzel dilimiz muhteşem Türkçe’mizi sahiplenmesi ve onu geliştirme çâreleri araması yanında, Türk Edebiyatı tarihçisi olarak da önemli hizmetlere imza atmış, tam bir kültür temsilcisidir.
Her makalesinde değil; her cümlesinde, Türk milletinin istikbâline dâir önemli görüşler ileri sürerek, bilhassa Türk gençliğini uyarıcı ve istikbâle taşıyıcı yazılarıyla, dâima öncü olmuştur.
Daha önce de yazmıştım: Kabaklı Hoca, 07 Nisan 1969 tarihli Devlet Gazetesi’nde yazdığı “Devlet” başlıklı makalesinde, büyük bir hedefe dikkat çekmiş; bugün dahi, aradan yarım asrı aşan bir zaman geçmesine rağmen hâlâ önemini muhafaza eden şu cümleleriyle uyarıda bulunup yol açmıştı.
Dikkatle okuyalım:
“Rusya, Kızıl Çin, Orta Doğu ve Balkanlarda bugün 120 milyon Türk yaşıyor. Onlar, devletsiz oldukları için bugün esirdirler. Devletsiz, bayraksız, bahtsız, talihsizdirler. Yarın biz güçleneceğiz: Onları da devlet yapacağız. 15 yıla kalmadan yalnız bir tek Türkiye Cumhuriyeti değil, kardeş Türk Devletleri de olacak. Kıbrıs’ta bir devletin çekirdeği kuruluyor. Yakında başkaları da hazırlanacak. Türk genci buna inanmalıdır. Büyüme, çoğalma ülküsüne inanmalıdır. Bu dünyada hayat hakkı “iddia sahipleri”nindir. Ya büyüklük peşinde koşarsın, ya batarsın..”
Bu görüşlerin ışığında, yeniden nefs muhasebesi yapmalıyız. Şimdilerde, neredeyiz? Ne yapmaktayız? O günden bugüne ne kadar mesafe katettik veya edemedik’in cevabını bulmalıyız!..
İyice anlamalıyız ki, dünyanın emperyalist/kapitalist/ faşist/her türlü sömürgeci güçleri, bütün hızıyla Türk milletinin ve Türk coğrafyalarının üzerine göz dikmişlerdir/dikmektedirler.
Bilinmelidir ki, bunların hiçbirinin, bir diğerinden farkı yoktur.
Rusya, biraz geri çekilir gibi görünmesine rağmen, hiçbir zaman Akdeniz hedefinden ve Türk coğrafyaları tahakkümünde vazgeçmemiştir.
Çin’in nihâî hedefinin Hazar Denizi olduğunu kendileri ifade etmektedir.
Şu anda, dünyanın en acımasızı ve zâlimi olan ABD, merhametten tamamen mahrum bir tavır sergilemektedir. Sâdece Türk milleti için değil, dünya milletleri için de büyük bir tehdit olmakta devam etmektedir.
Avrupa Devletleri, tarih boyunca sergiledikleri ‘sinsi’ ve ‘kaypak’ emperyalist taktikleriyle yol almaktadırlar.
Bunların hepsi; başta iktisadî abluka olmak üzere, askerî, kültürel ve siyâsî tahakkümlerini artırarak sürdürmektedirler…
Bütün bu sebeplerden dolayı, Kabaklı Hoca’nın tavsiyelerini iyi kavramak ve tatbik etmek gerekir.
Yâni: “Türk genci buna inanmalıdır. Büyüme, çoğalma ülküsüne inanmalıdır. Bu dünyada hayat hakkı “iddia sahipleri’nindir. Ya büyüklük peşinde koşarsın ya batarsın…”
Bugün; Kabaklı Hoca’nın vefâtının 24. senesinde, O’nu rahmetle yâd ederken, bu hakikatleri de ortaya koymamız gerekli oldu.
Bu vesileyle; 2015 yılında vefât eden çok kıymetli yazar Hasan Demir’in, önemine binâen, 07 Ocak 2009 tarihli Yeniçağ Gazetesi’nde yayınlanan “Türk Tehlikesi Devam Ediyor” başlıklı makalesinden de bir bölüm nakletmek isterim.
Diyor ki:
“1918’lerde İngiliz Lordlar Kamarası’nda Çanakkale’de kimyasal silâh kullanma meselesi tartışılmaktadır. Bunun bir insanlık suçu olduğu söylenince Çörçil, “Türkler insan değildir, bu yüzden kimyasal gaz kullanmamızda bir sakınca yoktur!” itirazında bulunur. Bugün, bu görüşün değiştiğini mi sanıyorsunuz. Gazze’ye, Afganistan’a, Irak’a bakınız. Bosna’da olanları hatırlayınız. Çok daha beriye gelelim. Yunanistan tarih kitapları, Türk milletine düşmanlık içeren, hatta “Türkler nasıl kesilir” başlıklı okuma parçaları ile doludur. Yunan entelektüellerinin, Yunan politikacılarının ve Yunan halkının ekseriyetine göre, “Türk”, İstanbul başta olmak üzere bütün Anadolu ve Kıbrıs’ı yâni Yunan topraklarını işgal etmiş barbar bir kavmin adıdır.”
İşte; başlıkta yazdığımız “Bir Kültür Mîmârı’ tâbiri, bütün bu incelikleri de ihtivâ etmektedir…Binlerce senelik Türk tarihine ‘kör bakanları’ teşhir etmek, ancak bu seviyedeki kültür adamlarına nasip olabilir. Bunun için; nasihatlerinin iyice dinlenmesi, anlaşılması ve tatbiki gerekir.
1996 yılında, kendisine “Şeyhü’l-Muharrirîn” unvanı verilen Kabaklı Hoca’mıza ve âhirete intikal eden bütün yakınlarımıza, rahmet diliyor; hepsini, minnet ve şükranla yâd ediyorum.