Prof. Dr. Sadık Tural’ın Şahsiyetler ve Eserler İsimli Kitabının 3. Baskısı Dolayısıyla PROF. DR. NEZAHAT ÖZCAN’A ÇİĞDEM CEBECİ’DEN SORULAR
(ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)
ÇİĞDEM CEBECİ: Sayın hocam edebî şahsiyetler ve onların eserleri; içinde yaşadığı devirden gelecek asırlara birçok toplumun duygu ve düşünce bütünlüğü içerisinde hareket etmesini sağlayan bir etkiye sahiptir. Bu bakımdan Şahsiyetler ve Eserler kitabının Türk edebiyatındaki yeri nedir?
Prof. Dr. NEZAHAT ÖZCAN: “Kıymet bilmeyen toplumlarda kıymet yetişmez” cümlesinin sahibi, edebiyat tarihçimiz İsmail Habip’i analım mı burada Çiğdemciğim. Sadık Hoca edebiyat tarihine adları zaten geçmiş (Yahya Kemal, Ahmet Haşim, M. Emin Yurdakul vb. gibi) edipleri, kendi penceresinden işliyor. Bazı yazılarda ise yazdıkları ve şahsiyetleriyle çevrelerinde hayranlık uyandıran ve de tanınan ilgililerince, daha geniş kitlelerce yakından tanımasını arzu ettiği, bir millî mesele, bir vefa borcu da olarak gördüğü için de dikkat kesildiği (Hüseyin Ağca Hoca, Avukat Şerafettin Yılmaz, Oğuz Çetinoğlu, Cumhur Aksel gibi) isimlere odaklandığı görülür. Bu kitapta Türkiye dışındaki Türk nüfusunun yaşadığı zorluklar da yer alıyor. Türklük Bilimi ve “biz”imle ilgili meselelere yönelik duyarlıkların geliştirilmesi ve artırılması için kitabın üstlendiği misyon mühimdir. Baymirza Hayit’i tanımayan insanların Türk dünyasından bahsetmesi, büyük bir eksikliktir. Bu konudaki yazıya dikkat dilmesini isterim. Recep Bilginer ise tiyatro edebiyatımızın bir işaret taşıdır.
Ç. CEBECİ: Sayın hocam, Şahsiyetler ve Eserler için biyografi nitelikli eser, bir kılavuz, zamana tanıklık eden ve unutulup gitmeye karşı çıkan bir kitap diyebilir miyiz?
N. ÖZCAN: Elbette, güzel tanımladın. Hocamız edebiyat araştırmalarının nihaî hedefinin kapsamlı, bütün Türk dünyasını da kapsayan bir edebiyat tarihinin yazılması olduğunu ısrarla vurguladı yıllarca. Doktora derslerinde her yıl, edebiyat tarihlerini inceletti, tartıştı; zihninde mevcut olan bu bahsi olgunlaştırarak Yüksek Kurum Başkanlığı zamanında da kendi özgün projesi olarak ciltler hâlinde basılmasını sağladı. Muakkibi olmaya çalışan bazı çalışmalarda Hoca’nın üslubuna aşina olanların kolayca anlayacağı intihal cümleleri, çok bariz kendini belli ediyor.
Şahsiyetler ve Eserler de aslında Zamanın Elinden Tutmak gibi, Edebiyat Bilimine Katkılar -I- -II- gibi edebiyat tarihine veriler sunan çalışmalardan.
Ç. CEBECİ: Kitapta hayatı boyunca çok sayıda esere imza atan, kitapları 154 dile çevrilen sadece Kırgızistan’ın değil, tüm dünyanın sevgi ve saygısını kazanmış bir şahsiyet olan Cengiz Aytmatov hakkında da bir yazı var. Sadık Tural, Cengiz Aytmatov’u nasıl ele almıştır?
N. ÖZCAN: Hocamızın Aytmatov hayranlığını, rahmetli yazarın da ona göstermiş olduğu yakınlığı biliyoruz. Aytmatov’un romanları, Kültürel Kimlik Üzerine Düşünceler kitapları mevcutken Türk münevveri kimlikleriyle bu iki şahsiyetin birbirlerine duyarsız kalabilmeleri mümkün değildi.
Sadık Hoca’nın genel olarak kavramlaştırma konusundaki hassasiyetlerini biliyoruz. Yazarın “Mankurtlaşma” olarak tanımladığı yabancılaşma meselesi, hocamızın gençlik yıllarından itibaren gündeminde olan bahislerdendir: “Doğu Türkistan da denilen Çin Türkistan’ı ile Rusya Türkistan’ı Sovyetler devrinde 1924’ten sonra sun’i sınırları, sun’i adlandırmalarla ‘Sovyet’ veya otonom bölge hâline getirilip uzaklaştırıldı. Stalin, özellikle Türk nüfusunu ve nüfus artış hızını II. Dünya Savaşı’nda kullanıldıktan sonra, Kırım katliamını yaptığını, keyfince çizdiği sınırlarda kalan Türk soyluların birbiriyle münasebetini önlemiştir. İlkokuldan üniversite son sınıfa kadar devam eden Allahsızlık (Ateizm) dersinin ve Rusça eğitim yapmayanın yükseköğrenim yapamaması gibi engellerin ‘Uluğ Türkistan’ kavramını, bütünleştirilmesi zaman alacak bir parçalanmaya itmiştir. Büyük Türkoğlu Cengiz Aytmatov’un söyleyişiyle Mankurtlaşma...” (s. 153). Şahsiyetler ve Eserler’de yer alan bazı özel isimlerin metinlerini, hocamız “ustadan ustaya mektup” olarak kabul edip okumuş. Hassasiyetler, ilgi alanları bakımından bu metinler arasında Aytmatov’un bulunması da kaçınılmazdı. Hocamıza, Aytmatov’un hitaplarına, şu anda Çankırı Karatekin Üniversitesine bağışlanmış olan S. Tural kitapları arasında ulaşmak mümkündür. Hoca AKM Başkanlığı zamanında ülkemiz adına bir cemile yaparak şeref üyeliği, 70. yıl kutlama plaketi vererek uluslararası Cengiz Aytmatov Bilgi Şöleni düzenlemişti.[1]
Aytmatov ile arasında neden derin bağlar oluştuğunu Hoca açıkça ilgili yazısında ifadelendiriyor. O cümleleri alıntılayabiliriz: “Cengiz Aytmatov, rejimin analizini de çeşitli halk tabakalarındaki olumlu ve olumsuz tabloları da anlatırken tam bir sosyal psikologdur. O, insanın insanla, insanın rejimle ve tabiatla mücadelesini tahkiyelendirirken yaşanmışlıkların yazarı olabilmeyi başarmıştır. O’nun romanını bezeyen unsurların bir kısmı kadınlardır. Aytmatov, kadınların hem yoksullukla hem de onlara ağır sınırlar çizen, yükler yükleyen sosyal şartlarla boğuşmasının fotoğraflarını çekmekte çok başarılıdır; o coğrafyada daha önce kadınları Cengiz Bey’in anlattığı gibi anlatan yazar yoktur. O çok özel çok farklı, sahnenin en önündeki insanların değil, iç dünyalarını çok özel hâller dışında bile zor açan, az konuşan insanların psikolojik yapılarının fotoğrafçısıdır.
“Aytmatov, efsanelerin imkânlarından yararlanarak halkına tarihî mensubiyetin anahtarlarını göstermiştir. Aytmatov kadar psikolojik derinliği şiirli bir dille romana taşıyabilmiş pek az romancı vardır. Eski fabl türündeki hayvan ögesini klişeleşmiş bir mecaza dayandıran anlatım yerine insanın değerleriyle kurt ve at gibi bazı özel hayvanların üzerinden insanın duygularını anlatmak Aytmatov’u klasik yapan bir özelliktir. Genel olarak Türkistan ve İç Asya, özel olarak Kırgız bozkırlarının ve o coğrafya insanlarının tasviri konusundaki başarısı ise, O’nun derin duyarlılığının sonucudur.” (s. 184).
Kitaplarda yer almayan bir konuya da değineyim. Hocamız, Kırgızistan Bilimler Akademisi’nin üyesi olmuştu; Akademi Başkanı biyografisini okuduktan sonra üyelerden biri, yeni üye hakkında küçük bir konuşma yaparmış. O günkü törende Sadık Hocamız hakkındaki konuşmayı Cengiz Aytmatov yapmış; orada bulunan Prof. Osman Fikri Sertkaya töreni kamerasıyla tespit etmiş; Hoca Kırgızistan’dan döndüğünde yakınları saydığı bizlere anlatmıştı.
(DEVAM EDECEK)
[1] Doğumunun 70. Yıldönümü’nde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri (8 - 10 Aralık 1998 - Ankara), AKM Yay., Ank. 1999.