Doğrudan Devlet Destekli TDK, "Dil Devrimi" ve RİT (Resmî İkāmeli Türkçe) politikası yüzlerce kelimenin genleriyle oynadı. Bu arada Türkçenin "inanç"ıyla da oynadı.
***
TDK öncesinde "inanç" kelimesi bir sıfat idi. Meselâ Kāmûs-ı Türkî'de bu kelime "şâyân-ı îtimad, mevsuk, emîn, mûtemed (=güvenilmeye lâyık, sözüne güvenilir, inanılır)" diye îzâh ediliyordu. TDK kayıtlarına göre mahallî Türkçede de bu kelime "sözüne güvenilir, inanılır" demektir.
***
TDK 1935'te "inanç" kelimesini isim yapıp "akîde, îtikad" mânâsında kullanmaya başladı. (bk. Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu, "akîde" ve "îtikad" maddeleri). Hâlbuki "akîde-îtikad" yerine illâ bir Türkçe kelime bulmak şart idiyse "inanış" zâten vardı.
***
Eskiden beri Türkçede -tıpkı "inanış" kelimesi gibi- bir de "inan" var[dı] ve "inanmak işi, güvenme, emniyet, îtimad; îman, îtikad" demek[ti). Bu kelimeden yapılmış "inan gelmek (=inanmak, kanâat hâsıl olmak)" ve "inan olsun (=inanınız ki)" sözleri var[dı]. Hattâ bu ikincisi, yemin yerine geçen bir söz[dü].
***
Doğrudan Devlet Destekli TDK, "Dil Devrimi" ve RİT (Resmî İkāmeli Türkçe) mâmulü olan "inanç“kelimesi karşısında işte bu "inan“ kelimesi de üvey Türkçe mevkiine düştü. Türkçede düşen düşene, düşüren düşürene...