Türkiye’deki 10 ilimizde gerçekleyen ve dünyanın en zor zelzelelerden biri olan depremde daha beşinci günde 18.342 canımız gitti. Acımız büyük. Yüreğimiz yanıyor yıkılan binaları ve depremde perişan olan insanlarımızın çığlığını duyunca. Kurtarma çalışmaları yapan resmi veya gönüllü insanlarımız hiç uyumadan bir kahramanlık sergiliyor. Fikir emekçilerimiz de öyle. Bundan siyasi dersten evvel, deprem öncesi yapılması gerekenler konusunda aşırıyla fazla bir ibret dersi çıkarmak gerekiyor. Çünkü bu ne ilk idi ve ne de son olacak.
İstanbul Platformu’nun Ocak 2023’de Kozyatağı Byhotel’deki ilk toplantısının konusu “Müslümanlar Demokrasiyi Niçin İstemeli?” olarak belirlenmişti. Konuyu bizzat kendisi seçen konuşmacı ise akademisyen, bürokrat ve siyasetçi, bir dönem Başbakanlık Müsteşarı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Milli Eğitim Bakanlıkları görevlerinde bulunan Ömer Dinçer (Karaman 1956) idi. İşletme Yönetimi, Kamu Yönetimi Adabı, Türkiye’de değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?, Siyasetnameyi Yeniden Okumak, Bilirken Susmak Bilmezken Konuşmak, Stratejik Yönetim ve İşletme Politikası, Örgüt Geliştirme, İslam Ekonomisinin Temel Meseleleri adında yayınlanmış çalışmaları bulunan Prof. Dr. Ömer Dinçer, benim aziz kardeşim MTTB Genel Başkanlarından merhum Burhanettin Kayhan’ın da yakın dostu idi. Kendisinden çok sevgi ile bahsederdi.
Televizyon muhabirleri zaman zaman sokak röportajları yaparak insanların gelişmeler karşısında görüşlerini alırlar. Ortaya konuyla alakalı olsun olmasın çok komik şeyler de çıkar. Bunlardan birisi “nerelisin?” sorusuna “İstanbulluyak ağam” cevabıdır. Bilmiyoruz, bu belki de bir zamanlar taşradan gelerek iş arayan bir ailenin İstanbul varoşlarında doğan çocuğudur. Eğitimi, muhiti, birikimi o kadardır.
Toplumu siyasi tartışmaların odağına koyarak yapıyorlar siyasilerimiz münakaşalarını. Öncelik mevcut gücü, makamı, imkânı, unvanı, fırsatı muhafaza etmek, sahiplenmek ve otoriteye zarar getirmemek. Ayrıca lider deyince de otoriter anlayış hep öne çıkıyor, liderin söyledikleri adeta yanlış da olsa kutsanıyor. Kavgasız, sataşmasız, müzakeresiz günümüz geçmiyor. Oysa “nerede kalmıştık?”
Eskiden ismi “kıraathane” idi. Sonra “kahve” ve “çayhane” dendi. Bu içeceklerin yanında şuruplar da ikram edilir, değişik aktiviteler de gerçekleşirdi. Bugün İstanbul’da en meşhur kahveleri; Fazıl Beyin Türk Kahvesi, Mandabatmaz, Latife, Şark Kahvesi, Niyazi Bey’in Türk Kahvesi, Tarihi Bağdat Kuru Kahvecisi, Çorlulu Ali Paşa Medresesi ve Pierre Loti gibi yerlerde içebilirsiniz.
Epeyi müddetten beri yine Kuzey Kıbrıs’tayım. Belki de buraya 15. gelişimdir; Kuzey Kıbrıs bağımsızlığına, Kıbrıs Türkleri özgürlüğüne kavuştuğu yani 1974 Temmuz Barış Harekatından sonra. Hatta aynı günün sabahı Kıbrıs Barış Harekatı için ikinci defa askere alınmıştım. Akşam nişanlanmış, sabah asker olmuş, yedek üsteğmen rütbesi takılarak Yunan sınırına uğurlanmıştım. Çok sayıda 1963 Erenköy Direnişine katılan Kıbrıs Türkü dostlarım oldu. Bugün çoğu 75 yaş ve üstündeler. O günleri anlatırken bile duygulanıyor, ağlıyorlar.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetleri (1991) önce fiilen birlikte oldular. Sonra 4 ülke Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın bir araya geldi ve resmen Nahcivan Anlaşmasıyla (03 Ekin 2009) Türk Devletler Teşkilatını kurdular.
Korona salgını çözülmeye başlar başlamaz birkaç senedir yapılamayan etkinlikler yeniden hayata geçiyor. Mesela geçtiğimiz ay iftarlar, sanat ve kültür toplantıları, açık havada çay-kahve sohbetleri vs. Çok güzel oldu. Ne kadar da özlemişiz doğrusu.
Bir şair düşünün hem 19, hem 20. asrı yaşamış, hem mesleğinde en ilerde, hem üniversitede hoca, hem İstiklal Savaşı Kahramanı, hem isyanı bastıran bir kanaat önderi, hem TBMM kurucu milletvekili, hem beklentisiz bir edip; hem çocuklarına merde bile muhtaç olmasın diye bir doğu, bir batı dilini öğreten muallim; hem dostluğu ve arkadaşlığı örnek bir yoldaş, hem sivil toplumun kılavuzu, hem yaşamayı değil yaşatmayı gaye edinmiş bir ruh mimarı; hem taassuba, hem hurafeye ve hem cehalete karşı isyan etmiş bir alim, hem fedakar ve hem ufuk sahibi bir aydın.
Benim yaş grubu ülküdaşlarım, gönüldaşlarım, dostlarım, sınıf arkadaşlarım bir bir vuslata eriyor. Son olarak da Doğu Türkistan’ın Sürgündeki Hükumetinin Cumhurbaşkanı Vekili meslektaşım, idealizm sahibi dava adamı bir kahraman Hızırbek Gayretullah (06 Nisan 2022 Perşembe günü) hakka yürüdü. Mekânı cennet olsun. Epeyi süredir tedavi görüyordu. Havası iyi geldiği için Manyas’ta da evi vardı. Kuş Cenneti bölgesi Hızırbek Gayretullah’a faydalı oluyordu. Yıllar sonra Manyas’ta iken birkaç defa telefonla görüştüm. Hasbihal ettik. Çok mutlu oldu. Bana kitaplarını imzalayarak gönderdi.
Kitap okuyunca çok şey öğrenmek mümkün. Çoğu İslam ülkesi yer altı kaynaklarının aşırı gelir girdilerinden dolayı dünyanın en zengini, milli geliri en yüksek ülkelerdir. Ancak insani, hak, adalet ve hukuk açısından en gerilerde. İlk yüze bile giremiyor.
Rusya Lideri Vladimir Putin üçüncü haftasını tamamlayan Ukrayna saldırısı sırasında ilk kez Moskova Luzhiniki Stadyumunda halkının karşısına canlı yayında çıktı. Hem de soykırımın, tacizlerin, tutuklamaların, kaçırmaların yaşandığı Türk Yurdu Kırım’ı ilhak ve işgalinin 8. Yıldönümünde (2001). Üstelik sırtında da İtalyan Loro Piana marka 200 bin liralık mont vardı. Yani Rusya’daki asgari ücretin 104 katı fiyatında bir mont! Aynı saatlerde ise neredeyse sağlam yapı kalmayan Ukrayna saldırısında asgari ücretli ailelerin çocukları ölen Rus askerlerinin sayısı ise 10 bini aşmıştı. Bu cenazeler Rusya’ya götürüldüğünde siz toplumun feryadı figanını dinleyin. Bu Rus ailelere Putin’in Ukrayna saldırısının sanallık dışında hiçbir makul sebep anlatamayacağını tahmin etmek mümkün. Belki 20 yılda batının ambargolarıyla ekonomisini düzeltemeyeceğini bilen Putin, işte bu sebeptendir ki asker cenazelerinin kendi kamuoyunda tepkiden çekindiği için Ukrayna saldırısını “vekil savaşçılar” ile de sürdürüyor. Büyük bir direniş gösteren Ukrayna karşısında Rusya, şehir savaşında önce “paralı askerleri”, sonra “Çeçen milisleri” kullandı; ardından da Suriye’de Esad’ın kirli işlerini gerçekleştiren Şebiha’dan bin kişilik askeri birliği ateş hattına gönderdi! Askeri otoriteler böylesi takviyelerle artık Rusların Ukrayna’da zorlandığını belirtiyorlar.
Hukukçu, Millet Partisi Genel Başkanı Aykut Edibali’nin vefatı dolayısıyla Yeniden Milli Mücadele Hareketi de gündeme geldi. Ankara’dan Gazeteci dostum Fehmi Çalmuk aradı Bbntürk Televizyonundaki Politik Adam Programına davet etti. Prof. Dr. Anıl Çeçen hocam ve meslektaşımız Emre Aygen’den sonra ben konuştum. Program yapımcısı arkadaşım Fehmi Çalmuk’a “Biliyorsun ben MTTB orjinliyim (1967). Mücadele Birliği’yle bir alakam yok. Öyle ki birbirimize karşı hiç de öyle sempatik bakmaz, rakip firmalar gibiydik. Hatta Mücadele Birliği, Cağaloğlu’ndaki MTTB binasının tam karşısındaki binaya taşınınca bu rekabet daha da büyüdü. Bardağı taşıran son damla oldu. Oysa bugün çoğu dostum, yakınım. Ben ne anlatayım?” dedim.
Benden aşkı soruyorsun, Sırdır, dile gelebilmez! Yaşayarak öğrenilir, Akıl onu bilebilmez
Kazakistan’a defalarca gittim, bayağı kaldım, “Yıldızlar Yeniden Parlıyor-Kayıhan Yayınları 1992” kitabımda konu ettim, Çimkent, Canbul ve Almatı’da kaldım. Nur Sultan Nazarbayev dönemini yaşadım. Bölgede en fazla petrol, doğa gaz ve altın çıktığını; pamuk yetiştiğini öğrendim. Türk ve Türkiye denilince bir ayrıcalık yaşadım. Almatı İstanbul Mahallesinde Ahıska Türkleri bizim heyeti görünce koç kesmek istediler, zor vazgeçirmiştik.
Daha bir delikanlı iken 36 yaşında kaybettiğimiz öğretmen, yazar, asker Ömer Seyfettin’in (1884-1920) Yarınki Turan Devleti adlı mini bir eseri daha ortaokul talebesi iken elime geçmiş ve hemen okumuştum. 1950 yılları sonu falan. Etkilenmiştim. İnancı kuvvetli bir Türk Milliyetçisi olan yazarı bu yönüyle de tanımak beni mutlu etmişti.
İstanbul’da 20. Asrın başlarında Direklerarası diye bilinen zamanının, kültür, gezinti ve eğlence çeşitlerinin merkezi olduğu mekan Şehzadebaşı’ndaydı. Bu bölge özellikle Ramazan ayında kültür adamları, yazar ve yeniçerilerin tiryakisi olduğu kıraathanelerin, gezinti ve eğlencenin (meddah, hokkabaz, karagöz, kanto, tuluet vs) kaynaştığı canlı ve hareketli mekan olarak kitap ve hatıralarda kalmıştır. İstanbul’da 20. Asrın başlarında Direklerarası diye bilinen zamanının, kültür, gezinti ve eğlence çeşitlerinin merkezi olduğu mekan Şehzadebaşı’ndaydı. Bu bölge özellikle Ramazan ayında kültür adamları, yazar ve yeniçerilerin tiryakisi olduğu kıraathanelerin, gezinti ve eğlencenin (meddah, hokkabaz, karagöz, kanto, tuluet vs) kaynaştığı canlı ve hareketli mekan olarak kitap ve hatıralarda kalmıştır.
Mehmet Akif Ersoy’un doğumumun 148., vefatının 85., İstiklal Marşımızın TBMM’de kabulünün 100. Yılını idrak ediyoruz. Yılın bitmesine daha iki ay var. Dilerim bu sene de 2011’deki Mehmet Akif Ersoy Yılı gibi tamamlanmaz. Bir farklılık ortaya çıkarır.
Esasında Vay Başımıza Gelenler başlığı, Şair, Yazar, Kültür Adamı ve Dilci Yavuz Bülent Bakiler’in henüz çiçeği burnunda anılarını yayınladığı ”Vay Başıma Gelenler” (Yakın Plan Yayınları-Birinci baskı 2021 Haziran-İstanbul) adlı kitabından mülhemdir.
UNESCO VEFATININ 700. YILI DOLAYISIYLA 2021’İ YUNUS EMRE YILI İLAN ETTİ. Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü ile Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’mızın müştereken düzenlediği 21. YÜZYILDA YUNUS EMRE’Yİ ANLAMAK KONULU ULUSLARARASI SEMPOZYUMA katkı veren, emek sarf eden, zaman, kaynak, kadro ayıran Prof. Dr. Gevher Bahşeliyeva hocamıza, İsa Habipbeyli beyefendiye, önemli bir görevi başarıyla sonuçlandıran genç allememiz Doç. Dr. Seriyye Gündoğdu’ya, katılımcılarla sürekli iletişim kuran Hanım Babayeva’ya çok teşekkür ederim. İsabetli bir kararla böyle bir program gerçekleşiyor. Emeği geçenlere müteşekkirim., minnettarım.