Mıknatıs insanlar, başkalarını cezbederler, övgü beklemeksizin etraftakilere yardım ederler, samimi ve tutarlıdırlar. Sahte ve ikiyüzlü insanların yanında kendinizi gergin ve rahatsız hissedersiniz. Mıknatıs insanların yanında ise rahatlarsınız. Bu insanlar, karşılarındakini rahatlatacak şekilde güven duygusu yaratırlar.
Anlaşılmış kişi olumlu duygular, anlaşılmamış kişi öfke hisseder. Anlaşılmış kişi empati duygusu hissettiği için kendisini dinleyene yakın hisseder.
Vernon adında Amerikalı bir fizyoloji profesörü Nobel ödülü almış. Öğrencilerinden biri, ödülden sonraki ilk testte, hocaya şu soruyu sormuş: ”Fizyoloji alanında bu ülkede üç binden fazla bilim adamı var. Bu kadar bilim adamı arasında bu ödüle niçin siz layık görüldünüz? Sizi diğer bilim adamlarından ayıran özellik ne?
Bugünlerde her alanda özellikle ailelerde sohbet iyice azaldı. Güçlü sorularla başlayan sohbetlere hayatımızdan silindi. Aile sohbetlerinin uzun sürmemesinin sebebi, sürekli konuşuyor fakat yeterince soru sormuyor oluşumuzdur. Özellikle keşfeden, yakınlık kuran, dostane ilişkileri geliştiren güçlü sorulara hasret kaldık.
Güçlü sorular karşımızdakinin iç dünyasını paylaşmaya teşvik eder ve samimi bir sohbet ortamı oluşturur.
“Doğrunun ve yanlışın ötesinde bir yer var; seninle orada buluşacağız.” sözü mesnevide geçer. Bu ifadeyi “Doğru ve yanlış tüm kavramların ötesinde bir yer var. Seninle orada buluşacağım.” şeklinde de çevirebiliriz.
İnsanoğlu aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösterebilmelidir. Kant, “Aklını kendin kullanma cesaretini göster.” der. “Sapere Aude!’’aydınlanmanın parolasıdır.
Aşağıdaki sorulara “evet” cevabını veriyorsanız yaşadığınız her anın bilincinde değilsiniz demektir. Başka bir ifadeyle farkında olmadan yaşıyorsunuz.
Akış, kişinin bir faaliyet içinde kaybolma halidir. Akan bir nehir gibi kendisini etkinliğe kaptırıp gitmesidir. Akışta zorlama yoktur, odaklanma vardır. Halk arasında bu akış deneyimine farklı isimler veriliyor. “Havaya girmek”, “kendinden geçmek”, “kendini kaptırmak”, “coşmak”, “huşu içinde olmak”, “kendini vermek” gibi… Pek çok durumda akış yaşanılabilir: Düşünürken, çalışırken, spor yaparken, cinselliği yaşarken, oyun oynarken, TV. seyrederken, kitap okurken, müzik dinlerken…
"Yanlışlık yapmak doğaldır, ama bunlardan ders çıkarmadan ilerlemek bir hayatın anlamını yitirmesine yol açar. BAŞIMIZA GELENLER HİÇBİR ZAMAN SEBEPSİZ DEĞİLDİR, her birinin kendi anlamı vardır. HER KARŞILAŞMA, HER KÜÇÜK OLAY KENDİ İÇİNDE BİR ANLAM BARINDIRIR. ........
Sosyal ihtiyaçlar ve sosyal güven hayatta kalmamız için gereklidir. Beyin bu güveni ödüllendirir. Birine yaslandığımız, birine güvendiğimiz veya onun güvenini hissettiğimiz zaman oksitosin denilen bağlanma ve mutluluk hormonunu salgılarız. Ait olmak ve güven hissi oksitosinle ilgilidir.
Çoğu zaman sağlıklı ilişkiler kuramadığımız için huzurlu ve mutlu bir ömür süremiyoruz. Sağlıklı ilişki kurabilmemiz için öncelikle o ilişkinin ne olduğunu bilmemiz gerekir.
Bu beş maddeyi hayatınızdan çıkardığınızda rahatlayacak ve kendinizin en iyi versiyonu olma yoluna gireceksiniz.
Profesör son dersine “bakış açısı ve düşünce yapısı üzerine hayati bir ders“ adını vermişti. Profesör bir bardak suyu başının üzerine kaldırıp öğrencilerine soruyor: “Bu bardaktaki suyun ağırlığı sizce ne kadardır?
Mutlu kişiler, genel olarak insanları birbirinden ayıran ve farklılaştıran şeylere değil, onları birleştiren ve bir arada tutan ortak noktalarla ilgilenirler. Onlar bütün insanların bölünemeyen ve parçalara ayrılması mümkün olmayan bir bütün olduğunun bilinciyle, insanları bütün yönleriyle tanımaya çalışırlar.
İnsanın, önünse iki seçenek vardır: • Üretici güçlerini kullanarak ve kendini geliştirerek bütün insanlıkla bir olmaya çalışmak, • Güvensizlik içindeki bir asalak olarak hayatını sürdürmek.
Daha çocuk yaştan itibaren belli bir çerçevede düşünmeye, hissetmeye ve davranmaya programlanmışızdır. Sevilmeme veya anlaşılamama korkusuyla bu çerçevenin dışına çıkan çok az kişi vardır.
Günümüz insanının esas problemi, boşluk, endişe(kaygı, evham) ve yalnızlıktır. İnsanların çoğu ne istediklerini ve ne hissettiklerini bilmiyorlar. Kendilerindeki eksiklikleri, boşlukları doldurmak için başkalarından medet umuyorlar. İmdat sesleri duyulmayınca da sinirleniyorlar ve kaygılı, endişeli bir hale geliyorlar. Kendilerini işe yaramaz olarak görüyorlar ve ne planlayacaklarına karar veremiyorlar.
Gerçek ihtiyaçlarınızın mı yoksa çakma (yapay, uyduruk) ihtiyaçlarınızın mı peşinden koşuyorsunuz?
Bağışlama, geçmiş bir deneyimin yükünü taşımamak demektir. Bağışlama kendi deneyimlerinizden başkalarını sorumlu tutmama anlamına gelir. Deneyiminizin sorumluluğunu bir başkasına yüklerseniz, güç kaybedersiniz. Bağışladığınızda, başkalarının olduğu gibi, kendinizi de eleştirip yargılamaktan kurtulursunuz. Hafiflersiniz. “Zayıflar hiçbir zaman affedemez, affedebilmek güçlülere mahsustur” diyor Mahatma Gandhi.