Psikolojide “Zeigarnik etkisi” denilen bir kavram vardır. “Zeigarnik Etkisi” 1920 yılında pozitif psikoloji ekolünün kurucularından olan Bluma Zeigarnik tarafından keşfedilmiştir. Zeigarnik etkisi, yarım kalmış, tamamlanmamış şeylerin daha kolay hatırlanabildiğini ortaya koyan bir kavramdır. Bu etkiye göre, bitmemiş işler zihni meşgul ediyor, iş bitince zihnin meşguliyeti de bitiyor ve rahatlıyor.
İnsanı insan yapan düşünceleridir. Bilgeler düşüncelerini yönetmede ustadırlar. Her düşüncemiz geleceğimizi şekillendirir. Düşüncelerinizi araştırıp farkındalığımızı, bilincimizi geliştirmeliyiz. Bu yüksek bilinçle zihninizi pozitif düşüncelerle doldurmalıyız ki Tanrı’nın bize en büyük hediyesi olan sınırsız potansiyelimizi sonuna kadar kullanabilelim. Bu süreçte kendimizin efendisi olabilelim.
Kaliteli sohbetler bizi bilgeliğe doğru taşır. Mutlu insanlar, huzurlu ve sohbeti seven kimselerdir. Huzursuz ve öfkeli olduğumuz zaman, kendimizi geliştiren ve bilgelik yolunu açan sohbetlerden mahrum bırakmış oluruz. Çünkü öfkeli insan, düşük bilinç seviyelerine hapsolmuştur.
Çoğu zaman bedenimizi ihmal ediyoruz. Çoğumuz bir ev hayvanının sağlık ve mutluluğunu bedenimizden daha fazla düşünürüz. Köpeğimize mama vermeye veya onu parkta koşturmaya can atarız. Her nedense bedenlerimizi aynı biçimde sevmek içimizden gelmiyor.
Yüksek bilinçli insan, sevgi ve saygının hakkını verir. Saygı, mevcut olan her şeyi olduğu gibi kabul etmektir. Kendimizi ve başkalarını olduğu gibi kabul edersek artık yargılamayız. O zaman dünyamızda huzur olur. Artık kendimizle ve başkalarıyla çatışma halinde olmayız.
Kaliteli sohbetler bizi bilgeliğe doğru taşır. Mutlu insanlar, huzurlu ve sohbeti seven kimselerdir. Huzursuz ve öfkeli olduğumuz zaman, kendimizi geliştiren ve bilgelik yolunu açan sohbetlerden mahrum bırakmış oluruz. Çünkü öfkeli insan, düşük bilinç seviyelerine hapsolmuştur.
İnsanları değiştirmeye çalışmak zaman ve enerji kaybıdır. Önemli olan onlara örnek olmaktır. İnsanlar sizin örnek olmanızdan bir şey almak istemezlerse o zaman yolunuza devam edin.
Kişisel bütünlük, kişinin inandığı değerler çerçevesinde hayatını sürdürmesidir. Başka bir anlatımla kişisel bütünlük kişinin beden dili, kullandığı ses tonu ve seçtiği kelimelerin aynı mesajı taşımasıdır.
Neye odaklanırsak ona doğru yol alırız. Belli bir anda ancak bir şey üzerinde odaklanabiliriz.
İç huzurunu bulan kimsenin yanında çok kişi de huzur bulur. Huzur; hazır olma, şimdi ve burada olma, rahat olma anlamına geliyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir tüketim toplumunda yaşadığımız şu günlerde iç huzuru bulmak çok önemlidir. İç huzuru korumak insanların ortak bir amacıdır.
Tüm büyük insanların yani yüksek bilinç yolculuğunda olan kişilerin ortak özellikleri, kendi hayat gerçeklerine uygun yaşamalarıdır. Bu kişilerin sözleri, duyguları ve davranışları birbiriyle uyumlu ve samimidir.
Bir zamanlar lüks olarak görülen eğitim, bugün hayatta kalma aracıdır. Her akanda ustalığın önemi giderek artmaktadır. Kendi alanımızda ustalaşmak için zaman ayırmak ve öğrenmeyi ömür boyu sürdürmek zorundayız. Gelirimizin % 5 ila %10 unu eğitimimizi sürdürmeye ayıralım.
Bir zamanlar lüks olarak görülen eğitim, bugün hayatta kalma aracıdır. Her alanda ustalığın önemi giderek artmaktadır. Kendi alanımızda ustalaşmak için zaman ayırmak ve öğrenmeyi ömür boyu sürdürmek zorundayız. Gelirimizin %5 ile %10’unu eğitimimizi sürdürmeye ayıralım. Olabileceğimiz en iyi duruma gelebilmemiz için kendimize yatırım yapmalıyız. Yüksek düzeyde olan uzmanlıklar için daha fazla para gerekli olabilir. Bir yıl içinde bilgilerinizin büyük kısmı işe yaramaz hale geliyor.
Çoğu zaman ağaçlara bakarken ormanı gözden kaçırıyoruz. Kavram ve teorilere kapılıp zihinciliği esas alıyoruz. Her sorunu akılla çözebileceğimizi sanıyoruz. Oysa akıl karmaşık bir sorunun özünü ayırt etme becerisine sahip değildir.
Hepimiz içimizde kurulu “kendi kendini iyileştirme” programı ile dünyaya geliyoruz. Kendi kendimizi iyileştirmek için düzenlenmiş bağışıklık sistemimiz var. Yaralarımız kendiliğinden iyileşmiyor mu? Ancak çoğu zaman bağışıklık sisteminin çalışmasına engel oluyoruz. Sürekli hastalığı düşünerek dikkatimizi hastalığa veriyoruz. Olumsuz ve kusurlu düşünerek doğuştan kazanılmış haklarımızla bağımızı koparıyoruz.
Hiç düşündünüz mü? Yaklaşık 40 kg ağırlığında bir zenci olan Mahatma Gandhi, o zaman dünyanın en büyük kuvveti olan ve dünyanın üçte ikisine hükmeden Britanya İmparatorluğunun üstesinden tek başına nasıl geldi?
Bu dünya ciddi bir okuldur, bir üniversitedir... İnsanoğlu tembellik edip dünya sınavı kaybetmemeli. Sınav çok ciddidir. İlave bir bütünleme sınavı da yoktur. Oğuz Atay’ın dediği gibi “Hayatın provası da yoktur. Ne yeniden yaşamak mümkün ne de yaşadıklarını silebilmek.”
Kendi üzerimizde çalışarak kendimizi işe yarar konuma getirdiğimiz zaman hayatımız anlam kazanır. Kendimizin üzerinde çalışırsak, kendimizi değerli hale getirmiş oluruz. Mutlu, güçlü, bilge, sağlıklı ve etkili bir insanlar işe kendi üzerinde çalışarak sürekli gelişirler.
Halk arasında bir söz vardır: “Halka verir talkını (telkini), kendi yutar salkımı.” güzel ve anlamlı bir atasözümüzdür. Başkalarına verdiği öğütlere kendisi uymayan ve hatta tersini yapan kimseler için söylenir.
“Ne olursan ol, ama nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol.” der Platon. Nefis, vicdanın en yaramaz ve en tembel öğrencisidir. Nefsini daima bir öğretmen edasında terbiye et. Vicdanından daima bir şeyler öğren, vicdanını sesini dinle.