Sabahleyin kalkarken, şu cümleyi kendimize söylememiz ufkumuzu genişletir: “İnsanlığa hizmet ve insanlık görevimi yerine getirmek için kalkıyorum. Bugün kimseye zarar vermeyeceğim.”
Güçlü insan, karşısındaki kişileri kendi duygularının peşine takabilen kimsedir. Bu insanlar için “Herkesi sanki avucunun içine aldı” deriz.
Küçük düşürüldüğümüzde, meydan okunduğumuzda, kızdırıldığımızda, aşağılandığımızda, aldatıldığımızda, önemsenmediğimizde, incindiğimizde kendimizi kötü hissederiz. O zaman öfkelenir ve intikam almaya çalışırız. Pek çok kişi intikamdan vazgeçmek için eğitim almadığından sonuç çok kötü olur.
Günümüz dünyasında pek çok insanın arayanı ve derdini dinleyeni olmuyor. İnsanlar kalabalıklar içinde olsa da yalnız kalıyorlar. Hepimizin acımızı yüreğinde hissedecek insanlara ihtiyacı vardır. Hallacı Mansur’un dediği gibi, “Cehennem acı çektiğinizi kimsenin duymadığı yerdir.”
Evlilikler üzerinde son 30 yılda yapılan araştırmalara göre, mutlu ilişkilerde pozitif ve negatif ifadelerin oranı beşte birdir. Bu beşe bir kuralı korunmazsa evlilik birliği bir müddet sonra bozuluyor. Başka bir ifadeyle mutlu evliliklerde her azarlamaya, eleştiriye ve her negatif yoruma karşılık beş pozitif yorum yapılıyor.
Eğer affetmeyi öğrenip uygulayabilseydik, dünyadaki anlaşmazlıkların çoğu sona erer, davaların büyük kısmı ortadan kalkar, boşanma oranları düşer ve ölüm oranları azalırdı. Bu süreçte hepimiz daha sağlıklı, daha mutlu ve daha uzun yaşardık.
Mutluluğun yolu, kendi üzerinde çalışmaktan geçer. İnsanoğlu, acının ve mutluluğun tohumlarını kendi içinde taşıyor. İç sebepler temeldir. Dış sebepler ikinci plandadır.
Çok değerli akrabalarım, dostlarım ve sevgili öğrencilerim, Bu yılbaşı dolaysıyla sizlerle biraz dertleşmek istiyorum. İlerlemiş şu yaşımda, özellikle her yılbaşında zaman zaman nefis muhasebesi yapıyorum. Böylece vicdanımı aktif tutmak istiyorum. Kendimi, yaratılış amacım ve sorumluluklarım açısından hesaba çekmeğe çalışıyorum.
Her insanda hayata geçirmesi gereken büyük bir potansiyel vardır. Her tohum içinde bir çiçeğin geleceğini taşır. Her tohumun çiçek açması için suya ve güneşe ihtiyacı vardır. Bizim de potansiyelimizi gerçekleştirebilmemiz için doğru soruları sorabilen, alışılmadık, sıra dışı seçimler yapmamıza yardımcı olabilen ve hedefimizi gerçekleştirebilmemiz için destek veren insanlara ihtiyacımız vardır. “Bir insan için en ağır yük, gerçekleştiremediği potansiyelidir.” diyor C. Schulz.
Dünyaya bakış açımız hissettiğimiz duygulara bağlıdır. Öfkeli olduğumuzda etrafımızdaki her şey bize yanlış gelir. Havaya bile kızarız. Mutlaka kızacak bir şey buluruz. Üzgün olduğumuzda her şey bize üzüntü verir. Ağlamak isteriz. Ağaçlar, yağmur, her şey bizi hüzünlendirir.
Doğru ve güçlü soru, kişiye güç ve ilham verir. Motive eder. Kişinin doğru seçimler yapmasını destekler. Güçlü sorular düşüncelerinizi berraklaştırır. Bazı sorular içinizdeki ateşi zayıflatır, bazıları canlandırır. Kaliteli sorular, kaliteli hayat oluşturur.
İnsanlar genel olarak iki gruba ayrılıyor. Birinci grup, iddiacı, başına buyruk ve tartışmayı seven A tipi, ikinci grup ılımlı, daha uyumlu, dinlemeyi seven B tipi. Yapılan araştırmalar A tipi insanların kalp krizine yakalanma tehlikesinin, B tipine oranla üç kat daha yüksek olduğunu gösteriyor. “Keskin sirke küpüne zarar verir” atasözümüzde ifade edildiği gibi, öfkeli, sert kimsenin zararı kendisine oluyor.
Üretici, yaratıcı olabilmek için hayatla uzlaşmak gerekir. Uzlaşmanın şifa veren bir gücü vardır. Direnme ise zihinsel zehirdir. Huzurun zıddı her şeye direnmekten kaynaklanan iç çatışmalardır. İnsanlara, olaylara, fikirlere direnmek insan hayatına karmaşa ve stres getirir. İnsanın aklında birlik ve bütünlük her yaratan her şey, o insana bir haz ve doyum verir (Jack Ensign Addngton, %100 Düşünme Gücü, s. 203).
Yaptığınız işlerden nefret ediyor, geçmişte olan bitenleri lanetliyor ve birilerini sürekli suçluyorsanız olmuş bitmiş şeylerle tartışıyorsunuz demektir. Böylece hayatı düşman haline getiriyorsunuz. Bilgeler olan bitenle iş birliği halinde olurlar. Olan bitenlere “iyi” veya “kötü” gibi zihinsel yaftalar yapıştırmazlar.
Günümüzde pek çok insanı kullandığı araçlar ele geçiriyor. Böylece kişi kendisine yabancı oluyor. Yabancılaşan kişide, otomobil, para, makam ve iktidar gibi araçlar, amaç haline gelerek insanı yönlendiriyor. Bu araçlar yabancılaşan kişinin ruhuna hâkim oluyor. Kişi kendini unutarak bu araçların peşinden koşuyor, giderek yalnızlaşıyor ve sonunda duygusal boşluğa düşüyor.
Cevabı baştan verelim. Evet, yaşlanmayı yavaşlatabiliriz. Merak etmeyin spordan, bitkisellerden, beslenmeden, vitaminlerden vb. bahsetmeyeceğim. Bunlar zaten çok konuşuluyor. Dikkatinizi sağlıklı bir zihinsel yapıya çekmek istiyorum. Çünkü sağlıklı ve uzun yaşamak midede olup bitenlerden çok, zihinde olup bitenlerle ilişkili.
Vicdan, kişiyi doğru ve iyi olanı yapmaya yönlendiren içten gelen bir güçtür. Vicdan içimizdeki yargıçtır. Theodore Roosevelt’ın söylediği gibi, “İnsanları ahlak yönünden eğitmeden (vicdanını geliştirmeden) eğitmek, toplumun başına bela etmektir”. Vicdanlı insanlar, doğrunun, iyinin, güzelin, haklının, onurlunun, erdemlinin yanında yer alır.
Bu sorunun cevabını çoğu insan bilir ama bir kerede cevabı biz verelim. İşte ipuçları:
Su gibi gösterişsiz, haddini bilen, hem de su gibi değerli ol. Büyük düşünür Mevlana’nın su ile ilgili dizeleri bolluk bilincini ne güzel anlatıyor. Sağlıklı bir yetişkin insanın vücudunun yüzde 60'ı sudur. Bu su miktarı yaşlılarda ise yüzde 50'ye, yağlı kişilerde de bu su oranı yüzde 40'a kadar düşmektedir. Bedenimiz su ile anlamlı bir mesaj veriyor.
Sevgi kişiliğe şifa verendir. Sevginin şifaya kavuşturamayacağı hiçbir şey yoktur. Küçük yaşlarda anne sevgisinden mahrum kalmış çocuklar ancak sevgi ve şefkatle iyileştirilebilir. “Bir insanın insanlığının ölçüsü, tüm insanlığa olan sevgisini ne kadar yaymış olduğuna ve sevginin yoğunluğuna bağlıdır” diyor Ashley Montagu.