Erkekler ağlamaz sözü doğru değildir. Erkekler ağlayabilir. Hatta ağlamalıdır da. Duygusal okur-yazarlığı olmayan kişi kendini ve diğer insanları anlayamaz. Böyle insanlar savaşları başlatan, suçları işleten, nefreti yayan insanlar olurlar.
• Kendini değerli hisseden insanlar, bir amaç keşfedip kendilerini o amaca adarlar. Benjamin Franklin, Mahatma Gandhi, Martin Luther King, Rahibe Terasa, Nelson Mandela, Büyük önder Atatürk, Peygamberimiz ve daha niceleri bir işe baş koydular. Bu amaca hem zihinleri hem de yürekleriyle (duygularıyla) bağlandıkları için enerjileri, güçleri akıl almaz şekilde arttı.
Temel doğa yasalarından biri olan termodinamiğin ikinci prensibine göre, kendi haline bırakılmış her kapalı sistem bir gün bozulur. Termodinamikte düzensizliğe entropi denir. Entropi devamlı artar. Dağılma kendiliğinden gerçekleşir. Gayret etmenize gerek yoktur. Düzen sağlayabilmemiz için gayret ve enerji gereklidir.
Kadınların erkeklerden daha uzun yaşadıklarını istatistikler gözler önüne seriyor. Bunun birçok sebebi vardır. Ama en önemli sebebi erkeklerin duygularını gizlemeleridir. Erkekler büyürken “Erkek adam ağırdır, erkek adam sevse de belli etmez” diye beyne yüklenen komutlarla yaşamıştır. Kadınlar, erkeklere göre, duygularını daha rahat belli ediyorlar.
Sevmez ve sevilmezse insan ruhu yıpranır ve ölür. Kendimize güvenmemiz ne kadar yüksek olursa o kadar çok severiz. Ayrıca özgüvenimiz ne kadar yüksekse, başkalarının bizi seveceğine de o kadar çok inanırız.
Israrcı bir muhabir oldukça zengin bir adamın evini ziyaret eder. Zengin adamın yöneticisi ona gururla evi gezdirirken, muhabir başka bir odadan “33” diye bağıran bir adam sesi duyar. Birden salonda büyük bir kahkaha kopar. Yönetici başka bir odayı gezdirirken bu sefer başka birisini “23” diye bir bağırtısını duyar. Yine kahkaha kopar. Yönetici üçüncü odayı gezdirirken yine başka bir insanın 13” diye bağırması duyulur. Fakat bu sefer kimse gülmez. Etrafta bir ölüm sessizliği oluşur.
Dokunulma ve okşanma temel bir ihtiyaçtır. Beden için gıda neyse ruh için de okşanma odur. Sağlıklı biçimde okşanmayan çocuklar bu ihtiyaçlarını sağlıksız yollardan karşılamaya çalışırlar. Kötü olarak nitelendirilmek, sorun yaratmak, ailenin başarısız tipi olmak hep ilgi çekmenin yollarıdır.
Gece yatağa girmeden önce günün küçük bir değerlendirmesini yapmak çok faydalı olabilir. Buna “vicdan muhasebesi” denir. Manevi açıdan günün muhasebesini yapmak insanın birkaç dakikasını alır.
Mutlu insanlar mutsuzlara nazaran daha iyi sosyal ilişkilere sahiptir. İyilik yapmak ve sosyal ilişkiler kurmak çok önemli iki mutluluk ve sağlık etkinliğidir.
İnsanın varlık sebebi, sürekli gelişmektir. Bu sebeple dünyadaki her şey öğretmenimizdir. Bir kuşun ötüşünden, bir kedinin miyavlayışından, bir balığın yüzüşünden bilgi alırız. Tekamüldeki her insan hem öğrenci hem de öğretmendir. Her olaydan yeteneğimiz oranında bilgi veya ders alabiliriz.
Konuşmak her şeyi sevdiğiniz insanla paylaşmaktır. Dinlemek ise karşınızdakine değer vermektir. Bir kimseyle göz göze gelerek onu dinlediğimizde “Sen benim için önemlisin. Sözlerin ve fikirlerin hayatıma anlam katıyor.” demiş oluruz.
Güç kavramı, bir kişinin bir olaya etki edebilme derecesidir. Bazı insanların olaylara etki etme derecesi büyük, bazılarınınki zayıftır.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yetişkinler için günde 8 saat uyku öneriyor. Bu 8 saatten kısa uyku, açlığı ve iştahı artırıyor, beyindeki dürtü kontrolünü bozuyor. Yiyecek tüketimini artırıyor. Özellikle yüksek kalorili tatlılara, karbonhidrat bakımından zengin yiyeceklere, ekmeğe, makarnaya, ilgiyi artırıyor. Tam tahıllara, meyvelere ve sebzelere yönelmeyi ise azaltıyor.
Gelecek nesillerin not defterinde taşınan senin sözlerin olsun. Senin deneyimlerin değerlidir. Senin içinde birikmiş bilgelik var. Kendi sözlerini sahiplen. Yıllarca hatırlanacak bir şey söyle ve aynı zamanda yap (Seneca, ahlak mektupları).
Her gün yapman gereken işleri yap ve bitir. İşlerini yoluna koy, biriktirme. Ufak şeyler yüzünden kimseyle tartışma. Bugün çanlar senin için çalabilir. Zamanını harcama konusunda eli açık davranma. Çocuklarına ve ailene sevdiğini söyle. Her sabah öbür tarafa gitmeye hazır ol. Her günün hakkını ver. Zamanını boşuna geçirme. Her gün yeni bir şey üret. Yunus Emre’nin deyişiyle, “Her dem yeniden doğarız bizden kim usanası.”
Epiktetos’un şu sözünü hiç unutmayalım “Hayat bir sahne ve bizler de yazarın senaryosunu oynayan oyuncularız. Bu oyun kısa da sürebilir, uzun da. Size bir dilenci rolü yazıldıysa bu rolü bile iyi oynamalısınız. Sizin göreviniz size biçilmiş karakteri iyi oynamaktır. Kimin neyi oynayacağı başkasının kararıdır.”
“Bana köle olmayan birini gösterin! Kimileri şehvetin, kimileri paranın, kimileri hırsın, kimileri gücün kölesidir. Hepimiz korkularımızın kölesiyiz.” diyor Seneca.
Başkalarını değiştirme çabası içinde olmak boşuna kürek çekmektir. Merdiveni yanlış duvara dayamaktır. Merdiveni doğru duvara yaslamalıyız. Kendimizi değiştirebildiğimiz oranda başkalarını da değiştirebiliriz.
Günümüzde pek çok insan kendi şirketini kurup girişimci olmak istiyor. Hayatlarının çoğunu da kurdukları bu şirketi yaşatmaya adıyorlar. Bununla birlikte herhangi bir şirketin inşasına harcadıkları zaman ve enerji kadar, kendilerini inşa etmeye zaman ve enerji harcamıyorlar.
Gelişmenin ilk işareti kimseye öfkelenmemektir. Evrende her şey doğasına uygun olarak gerçekleşir. Doğru işi yapıp adil olduğumuzda genellikle öfkelenmeyiz. Gelişme sürecindeki insanlar genellikle sakindirler. Kolay kolay öfkelenmezler. Öfke kararlarımızı olumsuz yönde etkiler ve karar vermemizi zorlaştırır. Bizi temel amacımızdan ve hedefimizden uzaklaştırır.