‘Ahmed Yesevî’olarak anılan Pîr-i Türkistan Hâce Ahmed-i Yesevî, Türkistan'da, Anadolu'da, Kafkaslarda, Orta Doğu'da ve Balkanlarda yaşayan Türklerin İslâmlaşma sürecini hızlandıran tasavvuf âlimidir. Emevîlerin on binlerce kişilik orduları ile yapamadığını, tek başına dili ve kalemi ile başarıyla gerçekleştirmiş, gönülleri fethetmiş, fethettiği gönüllere Allah ve Peygamber sevgisini yerleştirmiş ve geliştirmiştir.
*Öğrendim ki... Süper güçler, kendi kültürlerini yaymaya ve yerleştirmeye çalışırken, bizim kendi kültürümüzü eritmeye, yok etmeye çalışmamız vatana - millete en ağır ihânettir.
Türk dilinin korunması ile alâkalı ilk çalışmayı Kaşgarlı Mahmud ‘ Dîvânu Lugati’t-Türk ’ isimli eseri ile başlattı. 1072 yılında tamamladığı eserinde Türkçenin o dönemde en gelişmiş dil olduğu iddia edilen Arapçadan üstün ve zengin olduğunu belirtiyor ve ispat ediyordu.
‘Harf’ yerine ‘damga(?!): Lügatlerde ‘ damga ’ kelimesine 9 karşılık veriliyor. Fakat hiçbirinde ‘ harf ’ karşılığı verilmiyor. ‘ Harf ’ yerine ‘ damg a’ denilmesinin ne çeşit bir özenti olduğunu anlamak mümkün değil.
Paradan ve zamandan daha bol hiçbir şeyi olmayan bir adam, kedisine, çay servisi yapmayı öğretmiş. Bir dostu misâfir geldiğinde, ‘ Bak şimdi, mutfağa gidecek, bir tepsi içerisinde bize çay getirecek ’ demiş ve işâretlerle kediye tâlimat vermiş.
* Öğrendim ki... İnsanoğlu tek kopyadır. * Bir insan için en zor şey, her an ve her durumda insanca hareket etmektir. *Öğrendim ki... Dürüstlük, hiç bitmeyecek bir sermâyedir.
Bugün Kurban Bayramının ikinci günü. Akça Koca Kültür Platformu idârecilerinin, mensuplarının ve çevresindeki insanların ve de bütün okuyucularımın Kurban Bayramını tebrik ederim.
Azerbaycan İlimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Ali Şâmil Hüseyinoğlu’na aşağıdaki soruları sordum. Dostum Ali Bey soruların altında yazılı cevapları gönderdi.
Dünyâ edebiyatlarında olduğu gibi Türk edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde destan terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmıştır, hâlen de kullanılmaya devam edilmektedir.
*Öğrendim ki... Hayat bir iyiliktir. İyiliği yapana teşekkür edilmelidir. *Bir dil kanunumuz olsaydı, (bu satırların yazarı dâhil) sicili temiz bir kalem erbabı bulmak imkânsız olurdu.
Türkçemizin ‘problemli bir dil’ olduğu söyleniyor. Aynı mânâya gelen kelimelerin, Türk Dil Kurumu’nun (TDK) sözlükleriyle, Türkçeyi çok iyi bildiği, uzmanlar tarafından kabul edilen şahısların hazırladıkları lügatlerde farklı yazıldığını görenler, söylenenlerin doğruluğunu tasdik ediyorlar.
Sultan İkinci Mehmed Han, daha ilk hükümdarlığı sırasında, İstanbul’u fethetmeyi kararlaştırmıştı. Tarihin en önemli cihan devleti, bu kararın uygulanmasıyla şekillendi.
Obalarda konuşulan dil meselesi… Köy edebiyatı, köy filminin moda olduğu günlerde de, sol kültür zemininde çaba sarfeden ekinciler-filmciler , köy ağzını İstanbul’a taşıma hevesindeydiler. Neden köy ağzı İstanbul’a da, İstanbul ağzı köye değil? ‘ Köy ’ kelimesinin yerine ‘ oba ’yı koysak ne değişir ki?Obalarda konuşulan dil meselesi… Köy edebiyatı, köy filminin moda olduğu günlerde de, sol kültür zemininde çaba sarfeden ekinciler-filmciler , köy ağzını İstanbul’a taşıma hevesindeydiler. Neden köy ağzı İstanbul’a da, İstanbul ağzı köye değil? ‘ Köy ’ kelimesinin yerine ‘ oba ’yı koysak ne değişir ki?
Kimilerine göre 4000, kimilerine göre 40.000 yıldır târih sahnesinde bulunan Türkler Milâttan Önce Aral Gölü, Altay Dağları ve Tanrı Dağları arasında kalan, Balkaş Gölü’nü içine alan üçgen şeklindeki geniş bir coğrafyada yaşıyorlardı. M.Ö. Birinci asırdan itibâren, çeşitli sebeplerle göç ederek önce Uluğ Türkistan’a, sonra da Asya kıtasının dışına yayılmaya başladılar.
*Öğrendim ki... Gerektiğinde ‘ hayır ’ demeyi bilmeliyiz. Kırmadan, gücendirmeden... *Ulaşılamayacak kadar uzakta olanların takdir görmesi kolaydır.
Oğuz Çetinoğlu: Her Ramazan ayında idrak etmekte olduğumuz o mübârek günlerin hikmetleri, faziletleri hakkında söyleşir, okuyucularımıza iletirdik. Bu yılki sohbetimiz, Ramazan gününe denk geldi. Klasik bir soru ile başlayayım: Oğuz Çetinoğlu: Her Ramazan ayında idrak etmekte olduğumuz o mübârek günlerin hikmetleri, faziletleri hakkında söyleşir, okuyucularımıza iletirdik. Bu yılki sohbetimiz, Ramazan gününe denk geldi. Klasik bir soru ile başlayayım:
İddia: Söz konusu yabancı sözcüğün dilimizdeki karşılığı olduğunu bilmek, yeri geldiğinde de o sözcüğü yeğlemektir yapabileceğimiz.
Nogaylar bir millet, bir ırk, bir kabile veya Oğuzların 24 boyundan biri değildir. Onların Türk ırkına, Türk kültürüne ve İslâm dinine mensup olduklarında şüphe yoktur. Bazı târihçilerin iddia ettikleri gibi; Nogaylar, Moğol asıllı değildir. Kırım Türkleri gibi, ataları Moğol idaresinde yaşamış ve zamanla Moğolları da Türkleştirmiş olan Türkistan kökenli Türklerdir. Topluluğun adının, Altın Orda Devleti komutanlarından Emir Nogay ’dan geldiği bilgisi, genel kabul görmüştür. Farklı bilgilere de rastlanmaktadır.
Bir gün Hoca, evinin penceresinde düşünceli bir halde otururken sokaktan bir cenaze geçiyormuş. Cenazenin arkasında yakınları: - Ah, sen göçtün artık, o gittiğin karanlık, kimsesiz yerde ışığın yok, yiyeceğin yok, giyeceğin yok, soranın yok … Diye feryat edip ağlayanları duyunca, Hoca hanımına seslenmiş:
*Öğrendim ki… İnsanlık târihi, kurtarıcılarının zulmü ile doludur. İdâre edilenle idâre edenler arasındaki çatışmaların sebebi budur. (Seyit Ahmed Arvasî’den; 1932-1988 )