Sanat adına sunulan, objeleştirilen, eserleştirilen bütünlüklerin aslı, modeli örneği, Allah’ın yarattıklarıdır. Bu yaratıkları olduğu gibi taklit etmek de bunlardan seçme ve ayıklamalar yapmak da, asıl bütünlüğüne daha çok müdâhaleler yapmak da, hoş, güzel, ulvî heyecanlar uyandıran bütünlükler hâline dönüştürülebilir.
(İKİNCİ BÖLÜM) Allah, hâlik (yaratıcı) sıfatıyla, her şeyin kendine özgü özellikleriyle ve yaratılışına uygun olarak devam ettiği zaman düzen oluşturacağını belirttiği bir sistem kurmuştur. İnsan da dâhil, her bir varlık hem kendi içinde hem de diğer varlıklarla işlev bakımından tamamlayıcı, devam ettirici, zenginleştirici bir yapıya sâhiptir.
İnsan, Gerçek, Hakikat Kavramları Sanat eseri sayılacak kompozisyon, hoşluk, güzellik, ulvilik verecek heyecanlara yol açacak nitelikler taşıyan yeni bir obje yeni bir bütünlüktür; ortaya çıkan yeni bütünlüğün gerçekler dünyasındaki asıl formu, şekli, rengi, durumu, boyutları, söylenişi, melodik yapısı vb. ile ilgisi kalmamış gerçeğimsi bir yeni kompozisyon oluşmuştur.
S.K.T: Birer ölçüt olan iki önemli kavram var: Yoğunlaştırılmış merak; edebî değere bağlı beklentiler. Olay örgüsüne dayalı anlatma ihtiyacını karşılamak üzere meydana getirilmiş eserleri bu iki ölçütün yardımıyla çözümleyip, hükme bağlamamız gerekir. Bilim kurgu ve/veya fantazmagori ile masal ötesi eserlerde insanın merakını hem çok fazla uyarmak, hem de diri tutmak, eksiltmemek ana hedeftir.
S. K. T: 1980 öncesindeki yüzyıl içinde, tarihî bilgi ve gerçekliği de, edebî değeri de vazgeçilmez saymak yerine, macerayı, meraka bağlı gerilimi öne alan fakat tarihî roman olarak bilinen eserler yayınlandı. Bunların bir kısmını okumuştum. Okumadığım yüzlerce eser vardır. Siyasetin yöntemlerinden olan, karşıtlığa dayalı, taraftar toplama niyetinden doğan övmeci veya sövmeci yahut dövmeci tavırların bilimlik sayılan araştırmalara yansıması çok üzücüdür.
S.K.T: Bizim şahidi olmadığımız zamanda nelerin, nasıl yaşandığına bağlı meraklar, insan zekâsının en temel yönelişlerinden biridir. Günümüzü ve hattâ geleceği kurma yönünde çok önemli katkılar sağlayan bilgi ve bilinç kazanmak için, geçmişte yaşanmış ve yaşatılmış olanları bilmek, öğrenmek gerekir.
Son olarak tahkiye kelimesine değineyim: Batı dillerindeki narrasyon kavramı olay (lar)a dayanarak, merakla bezeyerek anlatma işleminin adıdır. Olay örgüsü, üstleniciler ve merak adlı yapılandırıcılar yardımıyla var edilen gerçekleşmeye narration demek yerine, tahkiye denilmelidir. Tahkiye, olay, üstlenici (ler), merak ögeleri ile dile bağlı inceliklerin katkısıyla oluşturulan bir özel anlatmacılıktır.
SADIK KEMAL TURAL: Kavramlar, bir halkın bilgi dünyasının ve bilincinin yansımalarını gösteren anlamlı kelimelerdir. Kavramlarımızda arınma ve kendine dönmeye ihtiyaç olduğu açıktır: Medrese zihniyetli, enderun kafalı aydınlar; beş yüzyıl Arapça ve Farsçanın, on dokuzuncu yüzyılda Fransızcanın, seksen yıldır da İngilizcenin zekâmızı ve kültürümüzü sömürmesine aracılık etmişlerdir.
Türk kökenli halkların ‘beri’dekiler ve ‘öte’dekiler konusundaki duygu, düşünce ve hayallerine ilişkin zekâ ışıklarının dile yansımaları zengin bir dünyadır. Nazım veya nesir olan bu yansımalar, öncelikle edebiyat bilimciler, sonra da diğer alanların araştırmacıları tarafından incelenip değerlendirilmektedir. Türk felsefesine ilişkin kavram bilgisinin yansıma alanlarından olan atalar sözü, deyimler ve Türkçe yakarış (dua)lar yanında, bir önemli kaynak da bilmecelerdir.
Altay’da kendisi bir kam olan Nadya Hanım’a şehri saran dağlarla ilgili bir soru sormuştum: “Kim bilsin, ben bilmem; tabıskak değil, ama ben bilmem.” deyince bu kez de tabıskak’ı sordum. Cevabından Türkiye Türkçesinde bilmece, Azerbaycan Türkçesinde tapmaca kelimesi ile karşılanan nükteli sınav olduğunu anladım, not ettim.
Bilgilendirme süreçlerinden bir kısmı, zekâ adlı toplama, saklama ve işleme sokma merkezi aracılığıyla, insandaki enerjinin oluşturulmasını ve kullanılmasını sağlamaktadır. Zekânın edebiyat kazanımlarla zenginleştirilip yeri geldiğinde ortaya çıkan enerjiye dönüştürülmesi, kültürleme süreçlerinin sonucudur. Zekânın çeşitli bölümleri farklı yol ve yöntemlerle edinilen bilgileri sınıflandırarak saklamakta yeri geldiğinde ortaya çıkarmaktadır.
İnsan, beden bakımından değişim ve gelişimler göstererek toplumun bir üyesi olma yönünde öğrenmeler, bilmeler, bilişmelerle ömrünü tamamlıyor. Öğrenme ve bilme süreçleri, insanın diğer insanlarla uyumlanmasını, benzeşmesini bir arada yaşamasını sağlayan kod nitelikli bilgileri edinmesini sağlıyor.
1946 yılında Kırıkkale’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini aynı şehirde tamamlayıp fark derslerinin imtihanını vererek İlk öğretmen okulu diploması aldı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Meslek hayatına Kırıkkale’de Ortaokul Türkçe öğretmeni olarak başladı. 1972’de, Hacettepe Üniversitesi’nde Türkçe dersleri öğretim görevlisi, 1973’de asistan, 1978’de Edebiyat Doktoru, 1982’de Yardımcı Doçent’, 1983’de Doçent, 1988’de Profesör oldu.
AĞABEYİM Hulûsi Çetinoğlu ana başlıklı 44 sayfalık kısım kelimenin bütün anlamlarıyla bir portredir. Portre yazanların pek azı ‘hususî hayatı’, iç kale sayılacak mizaçın âile içi yansımalarını yazmayı başarabilmiştir. Oğuz Bey ise, başkanlarının hayran olduğu özelliklerin dışındaki yakaladığı fotoğraflarla, ‘hizmet kahramanı’ ağabeyinin şahsiyetine hayranlığını anlatırken samîmi ve mübalağasızdır.
Son beş yıldır Oğuz Çetinoğlu’nun hizmetlerini hayranlıkla okuyor, gözümle ve aklımla şâhidi oluyorum. O, biyografi, özgeçmiş, tercüme-i hâl kavramlarıyla adlandırılan kitaplar yayınlamayı seviyor. Otuza varan kitaplarının yirmiye yakını biyografik portrelerdir.
Her halkın târihinde kahramanlıklarıyla ve yönetim başarıları veya özgün sanatçılığıyla, edipliğiyle ün kazanmış şahsiyetlerin biyografileri yazılmıştır. Bu biyografik portreler, okuyanlar ve dinleyenler tarafından örnek alınması, öne çıkarılması gereken değer ve davranışların altını çizmektedir; bunlardan bazıları ise, edebî yanı bakımından da çok başarılıdır.
1-Gerçek kişilere âit olanlar, 2-Benzerliklere dayanarak yapılmış anonim portreler, 3-Edebiyat eserlerine yansıyan portreler...
Portre nedir? Başta insan olmak üzere, çeşitli varlıkların, bakanı, seyredeni etkilemek üzere çizilmesi, renklendirilmesi işlemine resim denir. Resim, varlığın dış yüzündeki incelik ve kendine özgülüklerin ressamın gözüyle, tek boyutlu olarak ortaya konmasıdır.
1968 yılında MEB’in çıkardığı Türk Ansiklopedisi şubesinde çalışıyordum. Bu şubedeki görevime başlayışımdan yedi ay sonra, senatörlüğü devam etmek, ayrıca bir ücret ödenmemek şartıyla merhum Fethi Tevetoğlu Ansiklopedi hazırlama kurulu başkanı oldu. Samsun Senatörü Doktor Fethi Tevetoğlu'nun Ansiklopedi ‘ye millî benlik ve kimlik kazandırılmasını sağlamak üzere Başbakan tarafından görevlendirildiği söylenmişti.
ÖZGEN GÜRBÜZ: 15 Nisan 1951 târihinde Merzifon’da dünyâya geldi. Yüksek öğrenimini, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuarını ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi inşaat Mühendisliği Bölümünü bitirerek tamamladı. Evli ve iki çocuk babası, bir torun dedesidir.