Hamas’ın 7 Ekim 2023 gecesi sınırdaki bir İsrail kasabasına yaptığı baskının üzerinden bir yıl geçti. İstihbarat konusundaki gücü ve etkinliği bilinen İsrail’in bu girişimden önceden neden haberdar olmadığı ilk başlarda çok tartışıldı. Ancak 12 aydır yaşananlara bakıldığında olayın Tel Aviv adına gaflet değil Hamas’a kurulan bir tuzak olduğu görüşü ağırlık kazanıyor.
Türkiye İş Bankası 100. kuruluş yıldönümü vesilesiyle iki günlük bilimsel bir faaliyet düzenledi; dünya çapında isim yapmış Aziz Sancar, Gökhan Hotamışlıgil, Daron Acemoğlu gibi vatandaşımız bilim adamlarının yanı sıra Apple’in başkanı dahil teknoloji alanından yetkin isimler, seçkin ekonomistler konferanslar verdiler, ülkemizle ilgili görüşlerini açıkladılar.
Geçen hafta Lübnan’da önce çağrı cihazlarının bir gün sonra telsizlerin eşzamanlı olarak patlamaları sonucu yüzlerce insan öldü ve yaralandı. İsrail 7 Ekim’den bu yana Gazze’yi boydan boya harabeye çeviren, 42 bin Filistinlinin ölümüne yol açan saldırılarını, Lübnan’a Hizbullah’a yöneltmiş durumda. Aslında bu aşamadaki esas hedefi İran’dı; fakat Tahran bu tuzağa düşmedi. İsrail ile doğrudan savaşa yönelmek yerine güdümündeki Şii unsurlar üzerinden İsrail ile mücadeleye çalışıyor.
26 Ağustos 1922 sabahı gün ağarırken topçumuzun Kocatepe’den açtığı ateşle başlayan Büyük Taarruz, 9 Eylül’de bayrağımızın Hükümet Konağı ve Kadifekale’de dalgalanmasıyla amacına ulaştı; vatan topraklarımızı işgalcilerden temizlemek, bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü kazanmak için başlattığımız Millî Mücadele zaferle sonuçlandı.
İki gün önce cuma namazında hutbede bermutad Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı metin okundu.
30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılan “Başkomutanlık Meydan Savaşı” sıradan bir askeri zafer değildir. Dört gün önce Türk ordusunun 26 Ağustos sabahı başlattığı “Büyük Taarruz” un amacı vatan topraklarımızı işgalcilerin elinden kurtarmak, milletimize üzerinde özgürce yaşama imkânı sağlamaktı. İmkânlarımız son derece sınırlıydı; bu taarruzun on beş gün içerisinde zaferle sonuçlanması gerekiyordu. Uzarsa asker, para, silah ve cephane gibi lojistik takviye imkânlarına sahip değildik. İki haftada binlerce askerle beş yüz kilometreye yakın yolu uçarcasına İzmir’e ulaşıp başarmak zorundaydık.
Aylardan Ağustos, günlerden Cuma Gün doğmandan evvel iklîm-i Rum’a Bozkurtlar ordusu geçti hücuma! Ya Allah, Bismillah, Allahüekber…
Bu yılın ilk aylarında çeşitli kaynaklardan yapılan açıklamalarda, küresel iklim şartlarının etkisiyle “uzun, kurak ve sıcak” bir yaz döneminin yaşanacağı, sıcaklıkların mevsim normallerinin 5 ila 8 derece yukarısında seyredeceği belirtiliyordu. Ülkemiz, Haziran ayından bu tarafa bu tahminler doğrultusunda küresel yüksek sıcaklığın etkisi altında; yağış da olmayınca toprak kolayca tutuşup orman yangınlarına yol açacak duruma evrildi. Nitekim ilgili makamlar 2023 yılının 1 Ocak ile 19 Ağustos tarihleri arasında bin 419 orman yangını çıkarken 2024 yılında bu rakamın yüzde 78 artarak 2 bin 529’a yükseldiğini açıklıyorlar.
Türk dünyası, ömrünü “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” dercesine yaşayan, Türk diline, kültürüne, Türk toplulukları arasındaki sosyal, siyasal, tarihi, ilmi ve beşeri ilişkilerin yoğunlaşmasına, kardeşlik bağlarının güçlenmesine hizmet etmeyi varlığının anlamı ve gayesi olarak algılayan güzide bir neferini kaybetti.
Ahmet Malkan Türk milliyetçiliği ve ülkücü hareketle ilgili konularda, 70’li yılların başından günümüze kadar çoğu en ön saflarda olmak üzere sürekli yer aldı, sorumluluklar yüklendi; her zaman taşın altındaydı ama yaptığı fedakârlıkların karşılığını almayı aklından bile geçirmedi.
Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak üzere geldiği Tahran’da, kaldığı Devrim Muhafızları’nın koruması altındaki eve atılan füzenin patlaması sonucu şehit olması, Gazze’de aylardır devam eden savaşın seyrini muhtemelen değiştirebilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın uzun zamandan beri baş başa görüşme ortamı hazırlamaya çalıştığı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad şartlarının neler olduğunu değişik cümlelerle tekrarladıktan sonra son noktayı koydu: “ Suriye topraklarından tamamen çekilmeden bu iş olmaz.”
İki kadim dostumla bazen buluşur, gündemdeki konular üzerinde konuşur, kendi açımızdan çözüm yolları düşünürüz. Siyasi aidiyet, mensubiyet duygusu taşımadığımızdan görüşlerimizde mutabakat sağlamamız zor olmaz. Geçen haftaki sohbet konumuz “Türkiye’nin en önemli beş meselesi nelerdir?” idi. Bu tespitlerimize itiraz edenler elbette olacaktır; fakat onaylayanların da olabileceğini düşünerek ve tartışılacaklarını umarak bilgi olarak yazıyorum:
Muhterem hocamız Prof. Dr. Orhan Düzgüneş’i vefatının yıl dönümünde bir kere daha hürmetle, muhabbetle, rahmetle anıyorum.
Dini bayramlar yakın dönemlere kadar toplumumuzun büyük çoğunluğunun anlamını idrak ederek, haz duyarak yaşadığı, ev ziyaretleriyle ailelerce duyguların paylaşıldığı çok özel günlerdi; ezcümle bayramlar bayrak gibi idrak edilip kutlanırdı.
Dr. İbrahim Doğan her kulun ecel-i İlahi’yle belirlenen bu dünyadaki yolculuğunu tamamlayarak beka âlemine, ebedî mekânımıza avdet eyledi. Son defa geçen ayın son haftasında on iki kişilik dostluk grubumuzla hemen her ay buluştuğumuz yemek vesilesiyle birlikte olup sohbet etmiştik. Her zamanki gibi diri ve canlıydı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’de doğurganlık oranının son yıllarda hızla azalmasını, yaşlı nüfus oranının yükselmesini “Yaşamsal tehdit ve tehlike” olarak nitelendirdi. Bu hükme aynen katılıyoruz, nüfus yapımızdaki olumsuz değişmeler, acil önlemlerin alınmaması durumunda karşılaşacağımız çok yönlü sosyo-ekonomik ve kültürel ağır bir krizin habercisidir.
İki eski dost ziyaretime geldiler. 80’ler ve sonrasına ait pek çok ortak hatıralarımız vardır; çoktandır görüşemiyorduk, bunları yeniden hatırlayıp o dönemde yaşananları andık.
14 Mayıs 1950 seçimlerini Demokrat Parti’nin kazanması, 27 yıllık CHP iktidarının sona ermesi siyasi tarihimizde dönüm noktası olan tarihi bir olaydır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan 1945’in son aylarına kadar “tek partili cumhuriyet” olarak yönetilmişti. Cumhuriyetin ilanından aylarca sonra TBMM’de görüşülerek kabul edilen Anayasa “Kuvvetler Birliği” esasına göre hazırlanmıştı.
Önceleri Bahar Bayramı adıyla kutlanan, 2009’da Emek ve Dayanışma Günü adı verilen 1 Mayıs’ta Taksim’de toplanılması konusu, çok defa olduğu gibi bu yıl da tartışmalara neden oldu. İleriki yıllarda da bu tartışmalar sürecek görünüyor. Çünkü radikal solcu gruplar konuyu yıllardır yaptıkları tarzda ajitasyon/ideolojik propaganda vesilesi olarak gündemde tutmakta kararlı görünüyorlar. Bu sebeple olaya ilişkin bazı gerçekleri hatırlamanın ve bunların gelecek nesillere aktarılmasının yararlı olacağını düşünerek bu yazıyı yazıyorum.