“Türk edebiyatının şerefli ve büyük ismi Fâruk Nâfiz’i, kültürüyle, sesiyle, unutulmaz besteleriyle hiç unutamayacağımız Alâeddin Yavaşca’yı saygı, muhabbet ve rahmetle anarak.” Fâruk Nâfiz, Meşrutiyet yıllarından beri Kadıköylü… Haydarpaşa’dan sonra Osmanağa Camii’nin yanındaki dik yokuşta bir evde oturmuş, şiir yazmaya çocuk sayılacak yaşlarda, 14 -15 yaşlarında “Balkan Savaşı” denilen o büyük facianın tesiriyle, daha doğrusu tahrikiyle başlamıştı.
Atatürk bakışlarını salondakilerin üstünde gezdirerek “Biz burada pek de münasebetli bir iş yapmıyoruz. Gecenin bu saatinde hem de Cumhuriyet’in Onuncu yılını kutlayan vatandaşların neşesini bölerek oturmuş konuşuyoruz. Doktor Zeki’ye dönerek “ Haklısınız Zeki Bey eksiklerimiz var.
Gözlerini salondakilerin üstünde gezdirdikten sonra yüzbaşıya döndü: “ Bak dinle yüzbaşı!.. Benim 34 yaşında kumandan olmam yanlış… Senin 36 yaşında yüzbaşı olman yanlış değil… Sen olağanüstü günlerle, sıradan günleri birbirine karıştırıyorsun. Bir ihtilâl ortamı ile bir düzen ortamının ne demek olduğunu bilmiyorsun. Benim kumandan olduğum yıllar, bir imparatorluk çatırtılar içinde batıyordu.. Vatan hercümerç içindeydi. Dünyânın en büyük devletlerinin gemileri, askerleriyle Çanakkale Boğazı’nı zorluyordu. Sen ana-baba gününün ne olduğunu bilir misin?
1933 yılının 29 Ekim gecesi… Türkiye’de, bilhassa Ankara ‘da vur patlasın çal oynasın… On yıl içinde Ankara yenilenmiş. Oteller ve sefaretler dost ülkelerden gelen misâfirlerle dolu. … Atatürk kordiplomatiğe yemek veriyor. Ankara Palas misâfirleri ağırlamaya yetmemiş, Ziraat Bankası’nın girişindeki holde de bir balo var. Atatürk çok neşeli, Türk Ocağı’nın salonunu doldurmuş olan yabancı ülke temsilcileri ile konuşuyor, şakalaşıyor, kadeh kaldırıyor. Geç saatlere doğru yabancı misâfirler müsaade isteyip çekiliyorlar.
Aziz dost, kıymetli yazar Oğuz Çetinoğlu Beyefendi’nin kaleme aldığı ‘ SES BAYRAĞIMIZ TÜRKÇE ’ isimli kitabının satırları arasında gezinirken ‘ Bu kitap bir ıstırap çığlığı ’ diye düşündüm. Büyük bir araştırmanın, emeğin ve yorgunluğun neticesinde ortaya çıkmış bir ıstırap çığlığı…
1922 senesinin Haziran’ı… Meclisin homurdanmasına, muhalefetin iyice azmasına rağmen ordu Sakarya zaferinden aylar geçtiği halde kıpırdamıyordu. Sakarya’da dökülen kanlara hebâ olmuş gibi bakılıyor, Yunan’ın artık Anadolu’ya iyice yerleştiğine inanılıyordu. İsmet Paşa’nın karargâhına gelen Fevzi Paşa “ Ben artık Ankara’ya gidemem “ diye sızlanıyor, Ankara’da “Bize yapmadıkları kalmıyor, Mustafa Kemal Paşa’nın çekmediği yok” diyordu.
“Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum İtil’le, Tuna’yla, Nil’le konuşurdum. “Sangaryos’u “Sakarya” yapan, “İkonyum’u “Konya”yapan Dille konuşurdum.” Arif Nihat Asya
“Alemde hiçbir delil kalmasa bir mikrobun hayâtı bana Allah’ın varolduğunu ispata yeter.” Loui Pasteur
Çok kısa olarak cevap vereyim, gençliğimden beri kalbime yerleşmiş o büyülü Fetih rüyası ile cevap vereyim. “AÇILSIN”… Amma, orada ilk Cuma namazını kıldıran Ak Şemseddin’in ve bu fetihle yeni bir çağ açan Fâtih Sultan Mehmed’in, bütün fetih şehitlerinin ruhlarını, her sıkıştıkça bu mübarek fethin üzerinden oy hesabı yaparak rahatsız edenlerin çirkin ve ucuz bir siyâsetle kirlenmiş elleriyle açılmasın.
İslâm’ı temsil… Zor şey… İmkânsıza yakın… “Hele ahir zamanda”… İslâm’ı temsil iddia ve hevesinin çoğalması da galiba ahir zaman alâmetlerinden birisi.
DOĞDUĞUM kasabanın soğukları meşhurdur. Karı da fırtınası da. Yine öyle soğuk günleri yaşıyoruz. Kış günlerinde insanlar birbirlerine daha yakın ve sokulgan oluyorlar. Evler bile birbirine dayanmış, sığınmış gibiler. Aklıma eski kışlar geldi, çocukluğumun kışları…
Evet aşktan… Günümüzün kayıplarından biri olan nice şiirlere ve romanlara ilham veren aşktan… Daha açık bir söyleyişle kadınların olanca gerçeklikleriyle ortalarda salınır olduklarından beri kayboluveren, erkeği de kadını da hayaller dünyasında dolaştıran, etten kemikten arınmış o çok güzel duygudan konuşalım mı?
Mâzimizde neler yok ki… Bir koskoca mimarî var. Selçuklu’nun olsun, Osmanlı’nın olsun topraklarımıza serpiştirdiği abideler dost, düşman herkes tarafından hayranlıkla seyrediliyor.
İsa Yusuf Alptekin Bey’in ve binlerce Doğu Türkistan şehidinin necip ruhlarına fatihalar göndererek…