Vatanının düşmanlarıyla uğraşmaktan kendi hayatını yaşamaya vakit ayıramayan, dış seyahatlere bile Türk’ün hiç bitmeyen düşmanlarıyla mücadele gayesiyle çıkan, röportajlar yapan, kitaplar yazan, en zoru vatan toprağında yaşayıp yetiştikleri hâlde tarihimiz boyunca bizi yıkmak için bıkmadan usanmadan uğraşmış düşmanlarımızın yanında yer alan hainler ve gafillerle uğraşan eşim Ergun Göze’nin yüzlerce fıkrasından birini vefatının 13 ncü yılında tam zamanıdır diye düşünerek de sizlere sunmak istiyorum.
Sabah kahvaltısında Mustafa Kemal Paşa kat’i konuşmuştu: - Bugün İzmir’e gireceğiz. Halide Edip o muhalif ve aksi tavrını gene takınmıştı: - Bir zafer alayında gitmek istemem, teşekkür ederim. Ben sonra yalnız başıma gelirim.
İşte büyük şâîrimizin düşmanlarımızı çıldırtan o yazısı… Yahya Kemal’e Millî Mücâdele esnasında bir tek satır bile yazmadı diyerek iftira edenlerin suratına fırlatılacak yazılarından birisi. Bir Millî Mücâdele Destanı olan “Eğil Dağlar” adını taşıyan kitapta toplanan 88 müstakil yazıdan, Mustafa Kemal Paşa’nın okuduktan sonra kesip kesip sakladığı yazılardan sadece birisi…
İzmir’e girdik. Anadolu Yunanlılardan temizlendi. Şimdi işin siyasi safhası başlayacak. Hemen mümkün olduğu kadar çabuk barış yapmamız lâzım. On beş seneden beri muharebe ediyoruz. Hele son dört sene, bütün Cihan Harbi’nde çektiklerimizi unutturacak kadar zordu. Memlekette, halkta, hepimizde hiç söylenmeyen bir tek arzu var: Barış…”
Çok sevdiğim Ragıp Akyavaş Hoca “Köyüme Tahassür” der. O’da benim gibi yıllar yıllara eklendikçe “Köyüm” dediği Kadıköyü’ne hasret çekenlerdendir. Hasret tabii olarak hüznü de beraberinde getirir ve Hoca’nın kaleminden bu satırlar dökülür.
Aziz okuyucularım bu ömür gerçek bir müslüman’ın hayâtıdır. Vatanı, milleti ve inancı için çok şey ümit ederek bağlandığı kişiler tarafından aldatılan ama aldatanla mücâdele etmekten, bir vakitler en yakın dostu olsa bile hiç vazgeçmeyen eşim Ergun Göze’nin hayâtıdır… Dram tarafı çok ağır basan hayatı…
Aziz okuyucularım, “Nerden çıktı bu tahin helvası?” diyeceksiniz. Bu adı taşıyan yazının, çok sevdiğim yazarı rahmetli Ragıp Akyavaş Hoca da okuyucularına yıllar önce böyle seslenmişti...
Yaşım icabı, Nato’ya girdiğimiz o günleri ve o yılları çok iyi hatırlarım. Daha açık bir ifâdeyle, Rusya’dan ve onun Çarlık devri olsun, Komünistlik devri olsun hiç değişmeyen siyasetinden çok çekmiş bir milletin, bu hususta çok hassas olan bir âilenin evlâdı olarak çok korkup ürktüğümü de… İsmet Paşamızın perişan hâlini, başta Rus’u çok iyi tanıyan anneannem olmak üzere evimizi istilâ eden havayı da…
Her mukaddes, hürmete lâyık varlığı senede bir güne sıkıştırarak vazifesini yaptığına inanarak ferahlayan Batı’yı taklit etmekte o kadar ilerledik ki anne denilen varlığa da onlar gibi senede bir günü ayırıvererek ferahlayıp rahatladık. Çiçekçilerin ve hediye satan dükkânların da yüzünü güldürdük.
En büyük zevkimiz kesip biçmek… “Bu kadındır, bu yavrudur.” demedik. Sonu gelmişti insanın… Lâkin Seni kulsuz bırakmak istemedik. Arif Nihat Asya
Dinimiz müsamaha dinidir. Bakmayın siz bazı kişilerin “Cennet Çavuşu “kesilmesine… Her şeyiyle apaçık ortadadır dinimiz. En güzel kapısının adı da müsamahadır. Hiç suiistimale ihtiyaç bırakmayacak kadar geniş bir müsamaha. Ramazan ayındayız, misali oruçtan verelim. Bir gün birisi geldi, büyük peygamberimizin huzuruna ve aralarında mealen şu konuşma geçti:
Allah onu Peygamberlik denilen en yüksek makama lâyık gördü. Babasını, annesini, dedesini çok küçük yaşta kaybetti. Amcası Ebu Talib’in himayesinde büyüdü. Çevresi O’na “El- Emin” vasfını lâyık görmüştü. Peygamberliğine inansın, inanmasın günümüzün insanının O’nun bir tavrına, vahiy meleğinin geldiği andaki haline çok dikkat etmesi lâzımdır.
Aziz okuyucularım mübârek Ramazan ayına kavuştuk ama ne yazık ki onu gene çeşitli sıkıntılarla boğuştuğumuz bu kâbus gibi günlerde karşılamak nasip oldu. İnşallah bereketiyle gelir, arkasında hayırlar, güzellikler, ferahlıklar bırakarak bizlere vedâ eder.
Çanakkale sâdece bir muhârebe değildir. Büyük bir savaştır, olanca coşkunluğu ile millî ruhun, yazdığı bir destandır. Çanakkale’yi geçilmez kılan bir destan… Türk ordusu Çanakkale’de her tümeni, her birliği ve her kumandanı ile kendisinden bekleneni değil beklenmeyeni de yapmıştır.
1924 yılı. Cumhuriyetimiz daha bir yılını doldurmamış. Mustafa Kemal Paşa’nın, o yılların söyleyişiyle “Gazi Hazretleri” nin evliliği ise bir yılını henüz bitirmiş. İşte o sıralarda Mustafa Kemal Paşa’nın kayınpederi Uşâkizâde Muammer Bey Çankaya köşküne gelerek kendisine bir teklifte, daha doğru bir ifade ile bir ikazda bulunur: “
Bir ülkeyi İslâm dışı olmak değil, İslâm dışı değilim, müslümanım dediği halde Kur’anın esası olan Hak ve adâletin çok dışında dolaşmakta ısrar eden, devleşmiş nefislerinin esiri olan liderler ve onların emir kulları yıkar. Bu hüküm Kur’an-ı Kerim’in özünden çıkan bir hükümdür: “Zulme bulaşmış, adâletten uzaklaşmış bir iktidarın ve onun hükmü altındaki bir toplumun yıkılışı, bir başka deyişle kıyameti yakındır.”
Efendim, günlerdir bir mahalle kavgası içindeyiz. Sayın devlet adamlarımız! Meclis’in çatısı altında birbirlerini yemeleri yetmiyormuş gibi siyâset sahası dışındaki bazı konularda da, Hz. Âdem ile Hz. Havva hakkında da ahkâm keserek büyük bir asabiyetle konuşmaya başladılar. Bütün kutsal kitaplarda insan cinsinin kadın, erkek olarak babası ve anası olarak tanınan Hz. Âdem ve Hz. Havva hakkında… Neymiş bir zamanlar kendilerini çok seven Sezen Aksu Hanım, 2010 referandumunda verdiği “EVET” oyunu, “HAYIR” diyenleri, lekeli ilan ederek çoşkunlukla ilân eden Sezen Aksu Hanım beş yıl önce yazdığı bir şarkısında Havva anamızı ve Âdem babamızı “cahiller” diye çağırmışmış.
Evet, aziz okuyucularım sağcılık nedir? Hangi değerleri barındırmaktadır ve insanı insanlıktan çıkaran daha doğrusu insanı hangi tehlikeli vasıflardan arındırmak istemektedir?
Bu günlerde televizyonlar ve pek çok gazete Nâzım Hikmet çığlıklarıyla dolu. Maksatları modası geçmiş, hüküm sürdüğü yerleri virâneye çevirmiş bir ideolojiyi diriltmek… Hem de o çarpık ideolojinin tek temsilcisi zannettikleri zavallı Nâzım’ın sırtından… Nâzım Hikmet’in son nefesine kadar yaşadığı büyük dramı ve aldanışı hiç hatırlamak istemiyorlar. Olsun…