‘ Gide de gelmeye! ’ dediğimiz 2020 yılını geride bıraktık. Tüm dünya büyük bir cihan savaşından çıkmış gibi yorgun ve bitkin… Ülkeler, dünyayı kasıp kavuran Covit 19’un yol açtığı yaraları onarmaya ve yeni tehlikelere karşı önlemler almaya gayret ediyor.
Tarihimizin en hüzünlü sayalarından biri şüphesiz ki on binlerce vatan evladımızı şehit verdiğimiz Sarıkamış Harekâtıdır.
Türk halk âşıklığı geleneğinin en büyük ustalarından olan hemşerimiz Reyhani, Anadolu’nun garip köyünden mazlum kulların tercümanı olarak dünyaya gelmişti.
Sultan Alparslan’ın 1071’de Anadolu’nun kapılarını Türklere açmasıyla birlikte Atayurt’tan, Anadolu’ya çok sayıda Oğuz Türkmen beylikleri giriş yaparak muhtelif bölgelerde beyliklerini kurmuşlardır.
Mustafa Kemal’in Erzurum’a girmeden önce Ilıca’da karşılaşıp sohbet ettiği ve “ Efendiler bu milletle neler yapılmaz ki! ” dediği Mezararkalı Mevlüt Ağa’nın torunuydu. Dedesi gibi memleket âşığı, mert ve yiğit biriydi.
İnsanlık değerlerinden hızla uzaklaştığımız bir dönemdeyiz. Şiddetin kol gezdiği merhametin, sağduyunun ve vicdanın hayatımızdan yavaş yavaş çıktığı bir süreci yaşıyoruz. Sağır ve dilsiz bir vatandaşın küfür etti diye öldüresiye dövüldüğü, yan bakma yüzünden genç insanların bıçak ve satırla doğrandığı, anne ve babaların evlatları tarafından hunharca katledildiği, hemen her gün kadın cinayetlerinin işlendiği, magandaların cadde ve sokaklarda terör estirdiği, küçük çocukların dahi acımasızca hayattan kopartıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Şu günlerde Ege ve Akdeniz’de denize girenler olsa da Erzurum’da kışlıkları çıkarıp, hava bültenlerinde artık ön sıradaki tartışılmaz yerimizi alıp, kalorifer ve sobaları hafiften yakmaya başladık. Uzun süren kış mevsiminin habercisi şalgam, çarşı pazarda yerini aldı. Seyyarların şağlam var, şağlam ! sesleri sanki kış kapıda haberiniz olsun mesajını vermektedir.
Corona virüsüne karşı tüm dünya olarak büyük bir savaşın içindeyiz.
Bundan kırk yıl önceydi. Tankların Cumhuriyet Caddesinden geçtiği, siyah beyaz devlet televizyonunda ordunun ülkede düzen ve istikrarı sağlamak kardeş kavgalarının önüne geçmek için yönetime el koyduğunun anons edildiği, tertiplenen oyunun son sahnesinin oynandığı ve perdenin alkışlar arasında kapandığı zamandı.
Şehre değer katan faktörleri içerisinde raylı sistemlerin önemi tartışılmazdır. Erzurum gündeminde olan bu konunun bir an evvel hayata geçirilmesiyle şehir, modern bir görünüm yanında ulaşım konusunda büyük bir kazanım sağlayabilir.
Erzurum, kentsel dönüşümle yeni planlamalar yaparken hâlâ çatı sistemlerine bir standart getirmemiştir. Çatılardan sarkan buzların insan hayatını hâlâ tehdit ediyor olması çözülmesi gereken bir sorun olarak karşımızdadır.
Şehir potansiyellerinin ortaya çıkarılması ve değerlendirilmesiyle, marka şehirlerin oluşmasında belediyelerin üzerlerine büyük görevler düşmektedir.
Şehirlerin kalkınmasında ve gelişmesinde yerel yönetimlerin önemli bir rol üstlendikleri tartışılmaz bir konudur.
2019 yılının Aralık ayında Çin’de ortaya çıkan ve bütün dünyanın hesaplarını alt üst eden Covid 19 hız kesmeden insanlığı tehdit ediyor.
Onlar, 1980 yılı öncesinin ateş çemberlerinden geçen Anadolu’nun saf ve masum çocuklarıydılar.
1838 yılında imzaladığı Baltalimanı Anlaşması ile emperyalist ülkelere büyük kolaylıklar sağlayan, İngiltere, Fransa gibi ülkelerden yüksek faizle borç alan ve bu borçları ödeyemeyip 93 Harbi’nden önce iflas etme noktasına gelen, 1881 yılında Duyunu Umumiye ile gelir kaynaklarına el konulan, Balkan ve Birinci Dünya Savaşlarından yenik çıkan Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesi’ni (30 Ekim 1918) imzalamasından sonra emperyalist ülkeler Türklüğün son kalesi olan Anadolu’yu işgale etmeye başlamışlar, Doğu Anadolu’da bir Ermenistan devletinin kurulmasını dahi kararlaştırmışlardı.
Çift atın çektiği rengârenk faytonların şehrin caddelerinde seyrü sefer ettiği zamanlarda en büyük hayalimiz faytona binmekti.
Kaderimiz olan coğrafyamızda zor şartlar altında yaşayan bir şehiriz. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle Anadolu’ya 1945 metreden bakmaktayız.
İnsanlığa ve ülkesine karşı kendisini sorumlu hissedip, bu uğurda her türlü fedakârlığa katlanarak, üstün hizmetlerde bulunan şahsiyetlerin isimleri, onlara karşı vefa borcunu ödemek ve gelecek nesillere hatırlatmak düşüncesiyle; cadde, bulvar, okul, hastane, havaalanı vb. yerlere verilerek yaşatılmaya çalışılır.
Şairin “Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum…” mısralarında ifade ettiği gibi, ait olduğum şehrin caddelerinde yürüyorum.