Elli bin insanımızın ölümüne ve yüz binden fazlasının yaralanmasına neden olan depremin yaralarını milletçe sarmanın gayreti içindeyiz.
Toplum olarak son yıllarda ciddi sıkıntılardan geçmekteyiz. Covid 19’’un yol açtığı yaraları sarmadan, ekonomik krizle birlikte deprem ve sel felaketiyle sarsılmış bulunmaktayız.
Dadaşlar diyarı Erzurum, 16 Şubat 1916 yılında Rus’lar tarafından işgal edilmiş “Kara Günler” olarak adlandırılan bu esaret günleri iki yıl sürmüş, 12 Mart 1918 yılında şehre giren Kazım Karabekir Paşa Komutasındaki şanlı ordumuzun, ay yıldızlı bayrağımızı bir daha inmemek üzere Erzurum semalarında dalgalandırmasıyla birlikte kara günler, acı hatıralarıyla birlikte şehrin hafızasında yerini almıştır.
Asrın en büyük felaketini yaşadığımız depremin üzerinden 23 gün geçmiş bulunmaktadır. 50 000 civarında vatandaşımızı kaybettiğimiz bu depremle birlikte gözyaşlarımızı içimize akıtıp, harabeye dönmüş illerimizde yaralarımızı sarmaya gayret edip, acılarımızı hafifletmeye çalışmaktayız.
Yüzyılın en büyük felâketlerinden birini yaşamaktayız. On ili vuran 7,7 şiddetindeki depremle birlikte millet olarak sarsıldık ve yıkıldık. Harabeye dönmüş şehirler, yakınlarını kaybedenlerin göklere yükselen feryatları, enkazların altında seslerini duyurmak için son nefeslerini tüketen çaresizler, acımasız iklim şartları, yangınlardan yükselen alevler, kesilen elektrik ve doğalgaz, her gün artan ölüm sayıları insanoğlunun acizliğini hatırlatırken bir yandan da güçlü bir devlet olgusunun vazgeçilmezliğini düşündürmektedir. Bu ağır tablonun ortaya çıkmasından sonra 85 milyonun bir anda tek yürek haline gelmesi, millet olma bilincinin Anadolu topraklarında kaybolmadığını ve o bilinci oluşturan kanalların hala, saf ve temiz kaynaklardan beslendiğini göstermektedir. Ülkenin dört bir tarafında, yediden yetmişe her ferdin sorumluluk yüklenmesi ve kardeşlerine yardım konusunda imkânları nispetinde olağan üstü bir fedakârlık sergilemesi dünya tarihinde eşine ender rastlanır erdemli bir davranış olarak hafızalara yer etmiştir. Haber kanallarında ve çevremizde izlediğimiz bu insani yaklaşım, depremde yaşanılanların verdiği acı ve gözyaşı karşısında yüreklerimize su serpti ve “Bu millet ile neler yapılmaz ki “ sözünü bir kez daha hatırlattı. Kurtarma ekiplerinin canları pahasına enkazların altında canlı bir vatandaşı kurtarmak için gösterdikleri olağan üstü gayret, hangi kelimelerle anlatılır bilinmez. Kurtarılan bir vatandaşa sarılıp onu bağırlarına basıp gözyaşlarına boğulmaları mayanın temizliğinin ne güzel bir ifadesidir. Yardım toplama merkezleri, vicdanlarının sesine kulak veren binlerce gönüllülerle doluydu. Herkes Hz. İbrahim’e ağzıyla su taşıyan karınca misali, kardeşlerine yardım etme yolundaki sadakatlerini vurgularcasına arı gibi çalışıyorlardı. Sahada dolaştıkça bu insani yaklaşımları daha yakından görüp, bu topraklarda Hoca Ahmet Yesevi’nin, Hacı Bektaş’ın, Yunus Emre’nin kültür pınarlarının kurumadığını ve bu pınarlardan beslenenlerin milyonlar olduğunu anlayabiliyorsunuz. Millet olarak ciddi bir travma yaşıyoruz. Elbette ki kaybettiğimiz canları geri getiremeyiz. Yıkılan şehirleri yeniden ayağa kaldıracak ve daha iyilerini yapacak güçte olduğumuzun farkındayız. Yaralarımızı tez zamanda sarmanın ve geleceğe ümitle bakmanın yolu birlikteliğimizi sağlayan o yüce ruhu taşımaktan ve kaybetmemekten geçmektedir. Bu bilincin beslendiği kanalların siyasetin ayrıştırıcı söylem ve çıkarlarıyla kirletilmesine asla izin vermeyerek birlikteliğimizi sonsuza dek sürdürebiliriz. Bu yaşananlardan yola çıkarak, ülkede huzura ve kardeşliğe giden yolun siyasi çekişmelerden değil Yüce Gönüllüler’in ittifakından geçtiğini rahatlıkça söyleyebiliriz. Selâm olsun bu ruhta ve bu bilinçte birleşenlere, Selâm olsun insan olmanın sorumluluğunu taşıyanlara…
Ülke olarak çok sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Bu olağanüstü durumdan birbirimizle dayanışma içinde olup depremden etkilenen kardeşlerimize maddi ve manevi destek vererek çıkabiliriz.
Taşıdığı fikirler yüzünden ömrünün en güzel 13 yılını hapishane köşelerinde geçiren ve çok sevdiği ülkesinde değeri bilinmeyen Nâzım Hikmet, Türkçe’nin en büyük şairlerinden biridir.
İnsanlar yaşadıkları coğrafyanın özelliklerini taşırmış. Biz, Erzurumlular kar diyarının çocuklarıyız.
Sosyal bir varlık olan insan, düşüncelerini paylaşacağı, fikirlerini özgürce tartışacağı, içini dökebileceği özetle; konuşabileceği ve nefes alacağı ortamlara ihtiyaç duymaktadır. Ülke genelinde kahvehaneler ve kıraathaneler bu fonksiyonu bir miktar yerine getirmiş olsalar da her türlü düşüncenin özgürce konuşulduğu ve hoşgörü içinde tartışıldığı ortamlar ne yazık ki şehirlerde pek fazla bulunmamaktadır.
Toplumda, barışın ve huzurun sağlanabilmesi, insanlar arasındaki sevgi, saygı, hoşgörü, vefa, paylaşma, dayanışma gibi değerlerin yaşanması ve sahiplenilmesiyle mümkündür.
Kayalar, şirin ve sesiz bir kasabaydı. Kısa bir gezintiden sonra aracımıza bindik ve yola koyulduk. Bu arada Marya’yı bizimle yemek yemesi için davet ettik. O da kendi arabasıyla Alaattin Bey ve eşini yanına alarak bize dahil oldu. Anatolika köyünden geçip Uçarlar köyüne geldik. Burada Türkçe bilen biri olduğunu söylediler ama aramamıza rağmen o şahsı bulamadık. Köyde küçük bir eczane ve okul vardı. Etraf sessiz ve bakımlıydı.
Türkiye’den her sabah Selanik’e kalkan THY’na ait bir uçağın TK 1981 uçuş kodu ile havalandığını öğrenince bayağı gururlandık.
Yunanistan’ın ABD’nin hibe ettiği zırhlı araçları adalara sevk etmesi Ankara-Atina hattındaki gerilimi artırdı. ERVAK Başkanı Erdal Güzel, gündemden düşmeyen toprakları Pusula okurları için kaleme aldı.
İklim şartları ve istihdam yetersizliği gibi nedenlerle insanını toprağında tutamayan Erzurum, özellikle 1980 yılından itibaren süratle göç veren iller sıralamasında ön sıralarda yer almaktadır. Ülke geneline taşınan Erzurumluların en yoğun oldukları illerin başında İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Kocaeli gibi iller gelmektedir.
Yüzyıllar önce ata yurdundan yola çıkan ecdadımız, obalarıyla birlikte kadîm Türk Kültürünün gelenek ve görneklerini de Anadolu'ya taşıyarak yerleştikleri bu toprakları ana vatan yapmışlardı.
Bayram tatilinin vermiş olduğu fırsatı değerlendirip Erzurum’a değer katan tarihçilerden Muzaffer Taşyürek Hoca’nın en son çıkardığı 621 sayfalık ‘Umudun Yeşerdiği Topraklar’ isimli romanını zevkle ve heyecanla okudum.
2 Temmuz 2022 tarihinde Er-Vak olarak Tekman’da düzenleyeceğimiz Sultan Sekisi Toplantılarının 27. ‘siyle ilgili görüşmeler yapmak, fikir alışverişinde bulunmak üzere Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Şerafettin Çakal ve Kimya Yüksek Mühendisi Mehmet Karadişoğulları ile birlikte Tekman’a gittik.
Mustafa Kemal’in, Samsun’a ayak basıp, özgürlüğe giden yoldaki karanlıkları aydınlatmak üzere yaktığı meş’alenin üzerinden 103 yıl geçmiş bulunmaktadır.
Sırrını çözemediğimiz hayat yolculuğunda lezzetleri darmadağın eden ölüm hakikatiyle her an yüzleşmekteyiz. İnsanın var oluşundan beri üzerinde düşünülen, kitaplar yazılan, çareler aranan, şiirlerle anlatılmaya çalışılan, acı veren ve korkutan bu gerçek karşısında aciz kullar olarak yolculuğumuza devam etmekteyiz.
Ramazan ayının son günlerindeyiz. Ekonomik sıkıntılar iftar sofralarını vurmuş olsa da âdet haline gelmiş iftar davetleri de hız kesmeden devam ediyor. Etkili ve yetkililer, siyasi partiler, tuzu kuru olanlar gösterişli iftar sofraları ve seçkin davetlileriyle iftarlarını açıp Hakk’ın rızasını kazanacaklarını zannede dursunlar; bir kısım gönül insanları da fakir fukara ile iftar etmenin, onlara sıcak yemek götürmenin heyecanı içerisinde Hakk’ın rızasını kazanma gayretindeler. İşte bu sorumluluk düşüncesi ile hareket eden ve iftar sofralarına anlam katan gönüllü bir hizmet, yaklaşık 15 yıldan beri Aşağı Mumcu Camii tarafından hiç aksatılmadan yürütülmektedir.