Okullarda karne dağıtımının ilk günüydü. Her zaman olduğu gibi yolumun üzerindeki dar gelirli vatandaşlarımızın yaşadığı sokaktan geçerken ellerinde karneleriyle tek başlarına evlerine giden öğrencilerle karşılaştım.
İlk Türk astronot Alper Gezeravcı uzay yolculuğuna çıktı.
Küçük yaşta falaka ile tanıştırılmış, “eti senin, kemiği benim” mantığıyla okul’da hocanın insafına terk edilmiş, asker ’de dayağın, karakol ’da sopanın, devlet kapısı’nda azarın her türlüsüne maruz kalmış; yasak, günah ve ayıp kavramları arasında preslenmiş bir neslin son tanıklarıyız.
87 yıl önce bu gündü, hafif kar yağışı altında Beyazıt Camii’nin musallasına çıplak bir tabut konulmuştu.
12 kınalı kuzumuzun cenaze törenlerini TV ekranlarında gözyaşlarıyla izliyoruz. Al bayrağa sarılan tabutların başında imamlar “Hakkınızı helal ediyor musunuz “diye soruyor.
Ülkenin kalbinin attığı TBMM, ülke meselelerinin konuşulup çözüme kavuşturulduğu meselelerden ziyade, renkli ve ibret dolu olaylara sahne olmasıyla hafızalarda yer ediyor.
İlim, teknoloji ve ekonomi alanında önemli isimlerimiz az olsa da, dolandırıcılık ve üçkâğıtta hatırı sayılır şöhretlerimizin olduğu bir gerçektir.
Yerel seçimlere az bir zaman kala, siyasi partilerde hareketlilik başladı. Sahnede rol almak isteyenler bir bir boy gösterip “Benim kimden neyim eksik” deyip kolları sıvadı.
Naçiz vücudunuzu ebediyen yaşayacağımız vatan toprağına emanet edeli 85 yıl oldu. Her geçen zaman içerisinde yapmış olduğunuz fedakarlıkların ve inşa etmiş olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını daha iyi anlıyor ve size olan sevgimizi perçinliyoruz.
Şairin “ Beşikler vermişim Nuh’a salıncaklar, hamaklar/ Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,/ Anadolu’yum ben tanıyor musun? ” diye anlattığı anayurdumuz Anadolu, askerî ve stratejik açıdan dünyanın en riskli coğrafyalarından biridir.
Bundan 43 sene önceydi. Tankların Cumhuriyet Caddesi’nden geçtiği, siyah beyaz devlet televizyonunda ordunun ülkede düzen ve istikrarı sağlamak kardeş kavgalarının önüne geçmek için yönetime el koyduğunun anons edildiği, tertiplenen oyunun son sahnesinin oynandığı ve perdenin alkışlar arasında kapandığı zamandı.
Çağdaşlaşma yolunda teknolojinin imkânlarından fazlasıyla yararlanıyor olsak da sosyal yaşamımızdaki ilkel ve vahşi görüntülerden asla uzaklaşamıyoruz.
İnsanları; doğruya, güzele, barışa, sevgiye, adalete yöneltmek için gönderilen Peygamberlerin, çile ve ıstırap dolu yaşam öykülerini tarih bizlere söylemektedir. Peygamberler silsilesinin en son halkası olarak: “Çöle inen nur” diye ifade edeceğimiz Efendimiz’in, meşakkatle dolu hayatını, onu tanımakla şereflenenler yakından bilmektedirler. Mekke’nin öksüzü olarak büyüdü, baba ocağından, vatanından sürgüne gitti, aç kaldı, taşlandı, hakir görüldü, evlat acısı tattı, bir beşerin çekebileceği tüm ıstırapları yaşadı. Dünyadan ayrılırken, tebliğ etmekle görevli olduğu dinin, temel felsefesi olan sevgi ve barış tohumlarını yeryüzüne ekerek aramızdan ayrıldı.
Zorlu kışı ve dadaşları ile tanınan Erzurum’un en önemli özelliği şüphesiz “milli refleks’ in ve milli heyecanın en yoğun hissedildiği şehir olmasıdır.
Küresel ısınma ve beraberinde getirdiği iklim değişikliği her yıl fark edilir şekilde kendini hissettiriyor.
İzafi bir kavram olarak tanımlanan ‘ Zaman ’, geçmişten günümüze insanoğlunun zihnini kurcalayan gizemli bir olgudur.
Erzurum’un halk bilgelerinden biri olan Hacı Bekir Topdağı çevresinde “Efe” lakabıyla tanınırdı.
Tarih; 24 Mayıs 1993!... Malatya’da eğitimlerini tamamlayan kınalı kuzular, dağıtım yerleri olan Bingöl’e gitmek üzere şoför ve muavinleri sivil olan özel otobüs firmaları ile yola çıkartılırlar.
Pazar günü yapılacak seçimlere az bir zaman kaldı. Demokrasinin vazgeçilmez aktörleri olan siyasi partiler yarışın son etabını tamamlamak üzereler. Yapılan propagandalar ve seçmeni etkileme stratejileri yoğun bir tempoyla artarken, siyasi üslubun etik çerçeveler dışına çıktığına şahit olmaktayız.
Seksen bir ilden kalkacak olan siyaset treni, Ankara’ya götürecek yolcularını almak için peronlarda yerlerini almış bulunmakta.