Mevlana’ya göre, İyilik arayan kişi, karşısındaki insanda kötülük barındıramaz, çünkü odağı sevgi ve nezakettir. İYİLİĞİ GÖRMEK, bilincin yükselişiyle beraber gider.
Birine bakarken kusur ararsan, en iyi insanın bile içinde eksik bulursun. Çünkü hiçbir insan tamamen kusursuz değildir. Ama aynı kişiye bu kez “iyilik” niyetiyle bakarsan; sabrını, emeğini, iyi niyetini, hatta küçük bir gülümsemesini bile fark etmeye başlarsın. Böylece o kişide kötülük geri planda kalır, görünmez hâle gelir.
Mevlânâ burada sadece insanı değil, insanın iç dünyasını anlatır:
• Zihin neye odaklanırsa onu çoğaltır
• Kalp neyi beslerse onunla dolup taşar.
Bu söz“kötülüğü inkâr et” demek değildir. “İyiliği seç, iyiliği gör, iyiliği büyüt” demektir.
• Bir insana baktığında ilk neyi görüyorsun? Kusurlu yönlerinimi mu, değerli yönleri mi?
• İnsanların sana davranışı mı seni belirliyor, yoksa senin bakışın mı onları anlamlandırıyor?
• Sen insanların içindeki hangi tarafı besliyorsun?
Mevlânâ’nın işaret ettiği gerçek şudur: Dünya, olduğu gibi değil; senin gördüğün gibidir.
Burada önemli olan şey, dışarıdaki insanın değişmesi değil; sizin algınızın değişmesidir. Bu söz üç derin anlam taşır:
1. Algı gerçeği şekillendirir.
İnsan, objektif bir kamera gibi değil; seçen, yorumlayan bir bilinçtir. Neye odaklanırsanız onu çoğaltırsınız.
2. İyilik aramak bir tercihtir.
Bu saflık değil, bilinçli bir seçimdir. Her insanda hem iyi hem kötü potansiyel vardır. Hangisini beslerseniz o büyür.
3. İlişkiler dönüşür.
Birine iyilik gözüyle bakmaya başladığınızda davranışınız değişir. Bu da karşı tarafın size verdiği tepkiyi etkiler. Yani siz değişince ilişki de değişir.
Sonuç olarak, iç dünyamızı kirleten yargılardan arınalım ama gerçekliği de inkâr etmeyelim. İnsan, karşısındakinde neyi ararsa onu büyütür. İyiliği arayan zihin kötülüğü aşar. İyiliği görelim kötülük kaybolsun. Algımızı, yorumumuzu değiştirelim, insan değişsin.
Bu söz bir ahlâk öğüdünden çok, yüksek bilince vurgu yapmış...